Son 20 yılın en iyi filmleri burada! Sinema tarihine iz bırakan, eleştirmenlerden tam not alan ve gişe rekorları kıran 40 unutulmaz yapımı keşfedin.
Sinema tarihinin son 20 yılı, hikâye anlatım gücüyle, türler arasındaki dönüşümle ve kült etkisiyle unutulmaz filmlerle dolu. Bu listede, hem eleştirmenlerin tam not verdiği hem de izleyicilerin kalbinde yer etmiş 40 filmi IMDb skorlarıyla birlikte keşfedin.
40- There Will Be Blood (Kan Dökülecek)
- IMDb: 8.2
- Yönetmen: Paul Thomas Anderson
- Oyuncular: Daniel Day-Lewis, Paul Dano, Ciarán Hinds
- Tür: Dram, Trajedi
- Yapım Yılı: 2007
Paul Thomas Anderson’ın yönetmenlik dehasını doruklara taşıdığı “There Will Be Blood,” Amerikan rüyasının karanlık yüzünü, açgözlülüğün ve inancın çarpışmasını anlatan bir başyapıt. Upton Sinclair’in “Petrol!” adlı romanından serbestçe uyarlanan film, 20. yüzyılın başlarında California’da petrol avcılığı yapan hırslı Daniel Plainview’in yükselişini ve düşüşünü izlerken, kapitalizmin insan ruhunda açtığı tahribatı gözler önüne seriyor.
Filmin kalbinde, şüphesiz ki Daniel Day-Lewis’in performans yatıyor. Lewis, bu rol için büründüğü karaktere o kadar derinlemesine nüfuz ediyor ki, her bakışı ve her sözü izleyicinin zihnine kazınıyor. Kendini tamamen role adayan deha, film için şive dersleri aldı, fiziksel olarak karakterine büründü ve sonunda Plainview’in ta kendisi oldu. Bu rolüyle En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kucaklayan Day-Lewis, performansıyla sinema tarihinin en ikonik kötü karakterlerinden birini yarattı. Hatta, filmin çekimleri sırasında, karakterin yoğunluğu nedeniyle diğer oyuncuların zorlandığı, özellikle de din adamı Eli Sunday’i canlandıran Paul Dano ile aralarında gerilimli anlar yaşandığı da konuşuldu.
8 Dalda Oscar Adayı

“There Will Be Blood,” görsel ve işitsel şöleniyle de eleştirmenlerden tam not aldı. Usta görüntü yönetmeni Robert Elswit’in geniş açılı, nefes kesici manzaraları ve Johnny Greenwood’un rahatsız edici, gerilimi tırmandıran müziği, filmin kasvetli ve acımasız atmosferini tamamlıyor. Greenwood’un deneysel müzikleri, klasik film müziği anlayışının dışına çıkarak, filmin psikolojik derinliğine katkıda bulunuyor.
2008 Oscar Ödülleri’nde 8 dalda aday gösterilen film, Daniel Day-Lewis’e En İyi Erkek Oyuncu ve Robert Elswit’e En İyi Görüntü Yönetimi ödüllerini kazandırarak başarısını tescilledi. Aynı zamanda Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı (En İyi Yönetmen) ödülünü Paul Thomas Anderson’a kazandıran film, Amerikan Film Enstitüsü (AFI) tarafından 2007’nin en iyi 10 filmi arasına alındı.
“I drink your milkshake!” repliğiyle popüler kültüre damga vuran “There Will Be Blood,” mutlaka izlenmesi gereken bir başyapıt.
39- Shutter Island (Zindan Adası)
- IMDb: 8.2
- Yönetmen: Martin Scorsese
- Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Emily Mortimer, Mark Ruffalo
- Tür: Gerilim, Gizem, Dram
- Yapım Yılı: 2010
Martin Scorsese’nin gerilim ve gizemi birleştirdiği “Shutter Island,” izleyiciyi son sahnesine kadar zihinsel bir labirentte sürükleyen, hafızalara kazınan bir modern klasik. Dennis Lehane’in aynı adlı romanından uyarlanan neo-noir psikolojik gerilim, 1954 yılında, akıl hastası suçluların tutulduğu Shutter Adası’ndaki Ashecliffe Hastanesi’nden bir hastanın kayboluşunu araştırmak üzere adaya gelen Federal Şerif Teddy Daniels’ın hikayesini anlatıyor. Adaya adım attığı andan itibaren, Teddy’nin gerçeklik algısı, kabuslarla, paranoyayla ve geçmişin hayaletleriyle sarsılmaya başlar.
Filmin en çarpıcı yönü, izleyiciyi karakterin zihnine hapsederek gerçeklik ile yanılsama arasındaki ince çizgide oynayabilmesi. Scorsese, kasvetli atmosferi, sürekli yağmur ve fırtınayla birleştirerek, izleyiciyi de adanın tekinsizliğini iliklerine kadar hissettiriyor. Filmin görsel anlatımı, rüyalar ve halüsinasyonlarla bezeli, psikolojik derinliği artıran sembolik görüntülerle dolu. Sürükleyici senaryosu ve katmanlı yapısıyla, her izleyişte yeni detaylar keşfettiren “Shutter Island,” sinema tarihinde “twist ending” (şaşırtıcı son) denince akla gelen ilk filmlerden biri. Filmin finali, yayınlandığı dönemde izleyiciler arasında hararetli tartışmalara yol açtı. Hatta hala üzerinde konuşulan bir sinemasal bilmece olmayı sürdürüyor.
DiCaprio & Scorsese İşbirliğinin Zirvesi

Leonardo DiCaprio’nun performansı, Teddy Daniels’ın çatışmalarını, travmalarını ve akıl sağlığının sınırlarını zorlayan yolculuğunu inanılmaz bir derinlikle yansıtıyor. DiCaprio’nun Scorsese ile olan başarılı işbirliğinin bir başka zirve noktası diyebiliriz. Filmin yardımcı oyuncu kadrosunda ise Mark Ruffalo, Ben Kingsley ve Michelle Williams gibi usta isimler yer var. Özellikle Kingsley’in canlandırdığı Dr. Cawley karakteri, gizemli duruşuyla filmin gerilimine önemli katkı sağlıyor.
“Shutter Island”, eleştirmenlerden büyük beğeni topladı ve gişede de başarılı oldu. Başarısını taçlandıran somut ödülleri olmasa da, filmin kültürel etkisi ve psikolojik gerilim türüne kattığı değer tartışmasız. Özellikle film eleştirmenleri, Scorsese’nin gerilim atmosferi yaratma becerisini ve filmin sonundaki büyük sürprizi övgüyle anıyor.
İzleyicileri koltuklarına çivileyen ve uzun süre etkisinden çıkılamayan “Shutter Island,” modern sinemanın en unutulmaz psikolojik gerilimlerinden biri.
Leonardo DiCaprio’nun En İyi 10 Filmi: Oyunculuk kariyerinin doruk noktalarını keşfetmek için tıklayın.
38- Batman Begins (Batman Başlıyor)
- IMDb: 8.2
- Yönetmen: Christopher Nolan
- Oyuncular: Christian Bale, Michael Caine, Ken Watanabe
- Tür: Aksiyon, Süperkahraman, Trajedi, Dram, Gerilim
- Yapım Yılı: 2005
Christopher Nolan’ın yönetmenliğini yaptığı “Batman Begins,” süper kahraman filmleri türünü yeniden tanımlayan, karakter odaklı ve olgun bir başyapıt. Çizgi roman uyarlamalarına yeni bir soluk getiren bu film, Batman mitolojisini köklerine döndürerek, Bruce Wayne’in travmatik çocukluğundan, Gotham Şehri’nin koruyucusu Batman’e dönüşümünü gerçekçi ve psikolojik bir derinlikle ele alıyor. Hollywood’un süper kahraman filmlerinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen yapım, sonraki pek çok süper kahraman filmi için de bir referans noktası oldu.
Nolan, filmi korku, adalet ve intikam temalarını işleyen karanlık bir psikolojik gerilim olarak kurguladı. Bruce Wayne’in ailesini kaybettikten sonra yaşadığı travma, dünyayı anlamak için çıktığı yolculuk ve korkularıyla yüzleşerek onlara hükmetmeyi öğrenme süreci, filmin omurgasını oluşturuyor.
Süperkahraman Türüne Ciddiyet ve Sanatsal Derinlik Kattı

Christian Bale’in Bruce Wayne/Batman yorumu, hem karizmatik milyarder playboyu hem de içindeki karanlıkla savaşan intikamcıyı aynı inandırıcılıkla sunarak büyük beğeni topladı. Usta oyuncuların yer aldığı zengin kadro, filme ayrı bir güç katıyor.
Film, Nolan’ın imzası haline gelen aksiyon sahneleri, pratik efekt kullanımı ve minimalist bir görsel estetikle dikkat çekiyor. Gotham Şehri’nin atmosferi, hem modern hem de gotik öğeleri bir araya getirerek, karakterlerin iç dünyasının bir yansıması gibi. James Newton Howard ve Hans Zimmer’ın bestelediği, Batman’in yükselişini müjdeleyen vurucu müzikler de filmin epik atmosferini pekiştiriyor.
“Batman Begins,” gişede büyük başarı elde etmekle kalmadı, eleştirmenlerden de olumlu yorumlar alarak süper kahraman türüne ciddiyet ve sanatsal derinlik kattığı için övgüyle karşılandı. Devam filmleri olan “The Dark Knight” ve “The Dark Knight Rises” ile birlikte, sinema tarihinin en etkileyici ve başarılı süper kahraman üçlemelerinden birini oluşturuyor.
Kaliteli film arayan herkes için mutlaka izlenmesi gereken bir yapım.
En İyi 10 Christopher Nolan Filmi: Sinemanın zihin açan Nolan başyapıtlarını keşfetmek için tıklayın.
37- 12 Years a Slave
- IMDb: 8.1
- Yönetmen: Steve McQueen
- Oyuncular: Chiwetel Ejiofor, Michael Kenneth Williams, Michael Fassbender
- Tür: Tarihi Drama, Trajedi, Gerçek Hikaye
- Yapım Yılı: 2013
Steve McQueen’in yönetmen koltuğunda oturduğu ve sinema dünyasında büyük yankı uyandıran “12 Years a Slave,” özgür doğmuş bir adamın köleliğe sürüklenişini ve hayatta kalma mücadelesini anlatan, yürek burkan, sarsıcı bir başyapıt. Solomon Northup’ın gerçek yaşam hikayesine dayanan film, 19. yüzyıl Amerika’sının kölelik sistemini sansürsüz bir gerçeklikle beyaz perdeye taşıyor. New York’ta özgür bir müzisyen olarak yaşayan Solomon Northup’ın, hileli bir iş teklifiyle kaçırılıp Güney’e satılmasıyla başlayan 12 yıllık esareti, izleyiciye insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birine tanıklık etme fırsatı veriyor.
İnsan onurunun, direncinin ve umudunun sınandığı dramda McQueen, estetik kaygılardan çok, köleliğin fiziksel ve psikolojik yıkımını gözler önüne seriyor. Uzun çekimler ve sessiz anlar, karakterlerin yaşadığı acıyı ve çaresizliği izleyicinin iliklerine kadar hissettiriyor. Filmdeki şiddet sahneleri estetikleştirilmeden, gerçeğin acımasızlığını yansıtmak amacıyla kullanılmış bu da filmi daha da etkileyici yapıyor.
Modern Sinemanın En Güçlü ve Unutulmaz Dramalarından

Chiwetel Ejiofor bu rol için ruhunu ortaya koydu ve Solomon’un yaşadığı mücadeleyi inanılmaz bir derinlikle aktardı. Filmin yardımcı oyuncu kadrosunda da dikkat çeken performanslar var: Michael Fassbender’ın canlandırdığı sadist köle sahibi Edwin Epps, izleyiciyi dehşete düşüren bir kötülük simgesi haline geldi, Lupita Nyong’o’nun Patsey karakteriyle sergilediği yürek parçalayıcı performans ise kendisine En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını getirdi. Brad Pitt’in yapımcılarından olduğu ve aynı zamanda filmin dönüm noktası karakteri Samuel Bass’i canlandırdığı da önemli detaylardan.
2014 Oscar Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Lupita Nyong’o) ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında Oscar kazanan “12 Years a Slave,” Venedik Film Festivali’nde “İzleyici Ödülü”nü ve Altın Küre’de “En İyi Film – Dram” ödülünü de kazanarak uluslararası alanda büyük başarı elde etti.
“12 Years a Slave,” rahatsız eden, düşündüren ve insanlık durumuna dair önemli sorular sorduran bir film. Köleliğin insan ruhu üzerinde bıraktığı kalıcı izleri gözler önüne sererek, empati ve farkındalık yarattı. Modern sinemanın en güçlü ve unutulmaz dramalarından biri olarak hafızalara kazındı.
Gerçek Hikâyeden Uyarlanan Filmler: Hayatın içinden sinemaya taşınan en etkileyici gerçek hikâyeleri keşfetmek için tıklayın.
36- Green Book (Yeşil Rehber)
- IMDb: 8.2
- Yönetmen: Peter Farrelly
- Oyuncular: Viggo Mortensen, Mahershala Ali, Linda Cardellini
- Tür: Gerçek Hikaye, Yol, Biyografi, Komedi, Tarihi Drama
- Yapım Yılı: 2018
Peter Farrelly’nin yönetmenliğini üstlendiği ve gerçek bir hikayeden ilham alan “Green Book,” ırkçılığın gölgesinde yeşeren dostluğun ve insanlığın evrensel değerlerinin dokunaklı bir portresi. Film, 1960’ların ayrımcı Amerika’sında, dahi Afro-Amerikalı klasik piyanist Dr. Don Shirley ile onun İtalyan-Amerikalı şoförü ve koruması Tony Vallelonga arasında yaşanan sıra dışı yolculuğu anlatır. Güney eyaletlerinde düzenlenen konser turnesi boyunca, ikilinin yaşadığı zorluklar, önyargılar ve karşılıklı öğrenme süreci, izleyiciye hem güldüren hem de düşündüren anlar yaşatıyor.
“Green Book,” adını, siyahi Amerikalı gezginlerin güvenle konaklayabileceği otel ve restoranları listeleyen, ayrımcılık döneminde yayımlanan gerçek bir rehberden alıyor. Film, bu rehberin simgelediği ırk ayrımcılığının absürtlüğünü ve acımasızlığını gözler önüne sererken, iki zıt karakterin nasıl ortak bir zeminde buluşabildiğini ve birbirlerinin dünyalarını nasıl değiştirebildiğini gösteriyor. Komik diyaloglar ve sıcak anlarla birleşen hikaye, ağır bir konuyu samimi bir dille işliyor.
3 Dalda Oscar Aldı

Filmin en güçlü yanı, Mahershala Ali ve Viggo Mortensen’in kimyası. Mahershala Ali duruşu, zekası ve içindeki yalnızlığı yansıtan Don Shirley rolüyle eleştirmenlerden ve izleyicilerden tam not alırken, Viggo Mortensen de kaba saba ama iyi niyetli Tony Vallelonga karakterine bürünerek kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiledi. İkilinin arasındaki dinamik, filmin mizahını ve duygusal derinliğini besliyor.
2019 Oscar Ödülleri’ne damga vuran “Green Book,” En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mahershala Ali) ve En İyi Özgün Senaryo dallarında Akademi Ödülü kazandı. Aynı zamanda Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Film – Müzikal veya Komedi” dahil 3 dalda ödül aldı.
“Green Book,” ırkçılık gibi hassas bir konuyu ele alırken, didaktik olmaktan uzak, samimi ve ilham verici bir anlatım sunuyor. İzleyicisini önyargıları sorgulamaya ve farklılıklara rağmen insan bağının gücünü takdir etmeye davet ediyor.
35- Hamilton
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Thomas Kail
- Oyuncular: Lin-Manuel Miranda, Phillipa Soo, Leslie Odom Jr.
- Tür: Biyografi, Drama, Müzikal
- Yapım Yılı: 2020
Lin-Manuel Miranda’nın dehasından çıkan “Hamilton,” tarihi yeniden yorumlayan, müzikal tiyatronun sınırlarını zorlayan ve popüler kültürü derinden etkileyen bir fenomen. ABD’nin kurucu babalarından Alexander Hamilton’ın hayatını konu alan eser, hip-hop, R&B, pop ve soul gibi modern müzik türlerini kullanarak, 18. yüzyıl Amerikan tarihini günümüz izleyicisinin diline çeviriyor. 2020 yılında Disney+’ta yayımlanan, orijinal Broadway kadrosuyla çekilmiş sahne performansı versiyonu sayesinde, bu kültürel olay dünya çapında milyonlarca izleyiciye ulaştı ve müzikal tiyatronun dijital platformlardaki geleceğine dair yeni bir kapı araladı.
“Hamilton,” tarihi figürleri ve olayları, çeşitli etnik kökenlerden gelen oyuncularla canlandırarak, Amerikan tarihine modern ve kapsayıcı bir bakış açısı sunuyor. Bu bilinçli tercih, hem hikayenin evrenselliğini vurguluyor hem de izleyiciye “tarihin kimler tarafından anlatıldığı” sorusunu sorduruyor. Miranda’nın akıcı ve zekice yazılmış sözleri, karmaşık siyasi entrikaları ve kişisel dramları, akılda kalıcı melodilerle birleştirerek izleyiciyi bir girdabın içine çekiyor. Her şarkı, karakterlerin motivasyonlarını ve dönemin ruhunu anlatıyor.
Benzeri Görülmemiş Bir Başarı

Müzikalin sahneye uyarlanmış film versiyonu, tiyatro deneyimini evlere taşıyarak, “canlı performansın sinematik bir yorumu” olarak öne çıkıyor. Yönetmen Thomas Kail, sahne dinamiklerini korurken, yakın çekimler ve farklı açılarla izleyiciye eşsiz bir perspektif sunuyor. Bu sayede, seyirciler oyuncuların yüz ifadelerindeki detayları, kostümlerin zenginliğini ve koreografinin inceliklerini yakından izliyor.
“Hamilton,” eleştirel ve ticari anlamda benzeri görülmemiş bir başarıya imza attı. Broadway’de 11 Tony Ödülü (En İyi Müzikal dahil), bir Pulitzer Drama Ödülü ve bir Grammy Ödülü kazandı. Disney+ filmi ise Emmy Ödülleri’ne aday gösterildi, özellikle Miranda’nın performansı ve yapımın genel kalitesi övgüyle karşılandı. Müzikalin şarkıları, streaming platformlarında milyonlarca kez dinlendi ve “My Shot,” “Wait For It,” ve “Satisfied” gibi parçalar popüler kültürün bir parçası haline geldi.
“Hamilton,” sanatın dönüştürücü gücünü ve tarihin yeniden keşfedilme potansiyelini gösteren bir başyapıt.
34- The Wolf of Wall Street (Para Avcısı)
- IMDb: 8.2
- Yönetmen: Martin Scorsese
- Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Jonah Hill, Margot Robbie
- Tür: Kara Komedi, Gerçek Hikaye
- Yapım Yılı: 2013
Martin Scorsese’nin yönetmenliğini yaptığı ve sinema dünyasına dopamin patlaması yaşatan “The Wolf of Wall Street,” modern çağın hırsını, açgözlülüğünü ve ahlaki çöküşünü kara mizahi bir dille anlatan, enerjisi tavan yapan bir film. Gerçek bir hikayeden uyarlanan biyografik kara komedi, 1990’larda Wall Street’in yükselen yıldızı, karizmatik broker Jordan Belfort’un akıl almaz yükselişini ve düşüşünü konu alıyor. Belfort’un otobiyografisinden yola çıkan film, izleyiciyi pervasız partilerin, devasa servetin ve yasa dışı entrikaların çılgın dünyasına davet ediyor.
Film, Jordan Belfort’un ve Stratton Oakmont adlı yatırım şirketinin kurduğu dolandırıcılık imparatorluğunun aşırılıklarını, hedonizmi ve sisteme meydan okuyan cüretkarlığını hiçbir sansür uygulamadan gözler önüne seriyor. Scorsese, hızlı kurgusu, dinamik kamera hareketleri ve karakterlerin dördüncü duvarı yıkarak doğrudan izleyiciye hitap etmesiyle, bu çılgın dünyanın içine bizi de çekiyor.
DiCaprio, Filmi Ayakta Tutan Ana Direklerden

Leonardo DiCaprio’nun Jordan Belfort performansıyla Oscar’a aday gösterilmesi boşuna değil. DiCaprio, karakterin karizmasını, manipülatif dehasını ve kendi içindeki yıkımı inanılmaz bir enerjiyle canlandırıyor. Performansı, filmi ayakta tutan ana direklerden biri. Jonah Hill’in canlandırdığı Donnie Azoff karakteri de Belfort’un sağ kolu olarak filmin mizahına ve absürtlüğüne katkı sağlıyor ve ona da Oscar adaylığı getiriyor. Margot Robbie’nin canlandırdığı Naomi Lapaglia ise güzelliği ve güçlü duruşuyla Belfort’un hayatındaki kilit rollerden birini üstleniyor.
“The Wolf of Wall Street,” eleştirmenlerden büyük beğeni topladı ve gişede de devasa bir başarı elde etti. Film, 5 dalda Oscar adaylığı kazandı: En İyi Film, En İyi Yönetmen (Scorsese), En İyi Erkek Oyuncu (DiCaprio), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Hill) ve En İyi Uyarlama Senaryo. Ayrıca, DiCaprio bu performansıyla Altın Küre’de En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal veya Komedi) ödülünü kazandı. Filmin uzun süresi (179 dakika) çok konuşulsa da, bu durum filmin kültürel etkisini ve ikonik statüsünü pekiştirdi.
“The Wolf of Wall Street,” insan doğasındaki açgözlülüğün ve ahlaki çürümenin sınırlarını araştırıyor. İzleyiciyi ahlaki yargılarla yüzleştiren ve iz bırakan replikleriyle (“Sell me this pen!”) popüler kültüre yerleşen film, modern sinemanın en cüretkar ve unutulmaz yapımlarından biri.
Margot Robbie’nin En İyi 10 Filmi: Modern sinemanın parlak yıldızının öne çıkan performanslarını keşfetmek için tıklayın.
33- Dangal
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Aamir Khan
- Oyuncular: Aamir Khan, Sakshi Tanwar, Fatima Sana Shaikh
- Tür: Aksiyon, Biyografi, Drama, Spor
- Yapım Yılı: 2016
Nitesh Tiwari’nin yönettiği ve başrolünde Bollywood’un süperstarı Aamir Khan’ın yer aldığı “Dangal,” toplumsal normlara meydan okuyan, kadının gücünü kutlayan ve azmin sınır tanımadığını gösteren ilham verici bir başyapıt. Gerçek hikayeden uyarlanan film, Hindistan’ın kırsal bir köyünde, eski güreşçi Mahavir Singh Phogat’ın, kızlarını toplumsal beklentilerin aksine güreşçi olarak yetiştirme mücadelesini anlatıyor. Babaların kızlarına güreşi öğretmesi, Hindistan’da kadınların sporda yerinin tartışmalı olduğu bir dönemde, cinsiyet eşitliği ve kadınların potansiyelini ortaya koyma konusunda güçlü bir mesaj veriyor.
Duygusal derinliği ve toplumsal yorumlarıyla da öne çıkan film, Hint toplumunda kadınların karşılaştığı ayrımcılığı, erken evlilik baskısını ve spor gibi “erkek işi” sayılan alanlardaki engelleri ele alıyor. Mahavir’in kızlarına duyduğu inanç ve onların potansiyelini gerçekleştirmeleri için gösterdiği kararlılık, izleyiciye ilham veren bir baba-kız ilişkisi gösteriyor. Antrenman sahneleri, disiplin ve sıkı çalışmanın somut birer göstergesi olarak, karakterlerin kararlılığını pekiştiriyor.
Tüm Zamanların En Çok Gişe Yapan Hint Filmi

Aamir Khan rolü için kilo alıp vermesiyle ve güreş tekniklerini öğrenmesiyle dikkat çekerken, aynı zamanda babanın sevgi dolu ama disiplinli duruşunu da başarıyla yansıtıyor.
“Dangal,” uluslararası alanda da büyük başarı elde etti. Gişede tüm zamanların en çok gişe yapan Hint filmi oldu ve özellikle Çin’de rekor kıran bir popülariteye ulaştı. En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu dahil olmak üzere birçok Filmfare Ödülü kazandı. Ayrıca, eleştirmenlerden evrensel övgü aldı ve “güreşten çok daha fazlasını anlatan” bir film olarak nitelendirildi. Tüm dünyada kadının güçlenmesi ve cinsiyet eşitliği konularında tartışmaları da tetikledi.
En İyi Aksiyon Filmleri: Adrenalini yükselten iddialı aksiyon film seçkisini keşfetmek için tıklayın.
32- 1917
- IMDb: 8.2
- Yönetmen: Sam Mendes
- Oyuncular: Dean-Charles Chapman, George MacKay, Daniel Mays
- Tür: Tarihi Drama, Savaş, Aksiyon
- Yapım Yılı: 2019
Sam Mendes’in yönetmenliğini üstlendiği ve sinema tarihine görsel bir şölen olarak kazınan “1917,” Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerini ve insanlık dramını, tek planmış gibi görünen (one-shot) kesintisiz çekim tekniğiyle izleyiciye nefes kesici bir deneyim sunan bir başyapıt. Film, iki genç İngiliz askerinin, düşman hattının gerisine geçerek kritik bir mesajı ulaştırmakla görevlendirilmesini konu alıyor. Bu mesaj, yüzlerce askerin hayatını kurtaracak, ancak zamanla yarışan bu görev, onları ölümcül engellerle dolu bir yolculuğa sürükleyecektir.
Sinematografik başarısıyla öne çıkan “1917,” görüntü yönetmeni Roger Deakins’in dehası sayesinde adeta tek bir kesintisiz çekimden oluşuyormuş hissi veriyor. Bu teknik, izleyiciyi karakterlerin yanına koyarak, savaşın kaosu ve aciliyetini deneyimlemesini sağlarken her patlama, her kurşun sesi ve her çamurlu adım, nefes kesiyor. Hikayenin gerilimini ve karakterlerin yaşadığı baskıyı artıran bu teknik bir video oyunu gibi, karakterlerle birlikte ilerleme hissi veriyor.
Filmin hikayesi, Mendes’in büyükbabasının Birinci Dünya Savaşı anılarından esinlenildi.
2020 Oscar Ödülleri’nde 10 dalda aday gösterilen “1917,” En İyi Görüntü Yönetimi (Roger Deakins), En İyi Ses Miksajı ve En İyi Görsel Efekt dallarında Oscar kazandı. Ayrıca, Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Film – Dram” ve “En İyi Yönetmen” ödüllerini de kazanarak eleştirel başarısını perçinledi. Filmin teknik mükemmelliği ve sürükleyici anlatımı, sinema dünyasında geniş yankı uyandırdı ve savaş filmleri türüne yeni bir standart getirdi.
“1917,” insan ruhunun direncini, fedakarlığı ve umudun en karanlık anlarda bile nasıl parlayabileceğini gösteren evrensel bir hikaye. Görsel ve işitsel olarak büyüleyici, duygusal olarak sarsıcı…
31- Oppenheimer
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Christopher Nolan
- Oyuncular: Cillian Murphy, Emily Blunt, Matt Damon
- Tür: Gerçek Hikaye, Tarihi Dram, Biyografi
- Yapım Yılı: 2023
Christopher Nolan’ın yönetmenliğini yaptığı ve sinema dünyasında büyük olay yaratan “Oppenheimer,” atom bombasının babası J. Robert Oppenheimer’ın hayatını, bilimsel dehasını, ahlaki ikilemlerini ve tarihin akışını değiştiren kararını anlatan, soluk kesici bir biyografik gerilim. Kai Bird ve Martin J. Sherwin’in Pulitzer Ödüllü “American Prometheus” adlı kitabından uyarlanan film, izleyiciyi 20. yüzyılın en kritik dönemlerinden birine, Manhattan Projesi’nin kalbine götürüyor.
Nolan, alışık olduğumuz doğrusal olmayan anlatım tarzını bu filmde de kullanarak, Oppenheimer’ın geçmişi, bilime tutkusu, politik bağlantıları ve güvenlik soruşturmaları arasındaki gidip gelişleri parçalı ve sürükleyici bir kurguyla sunuyor. Renkli ve siyah-beyaz sahnelerin geçişleri, farklı zaman çizgilerini ve bakış açılarını sembolize ederken, izleyiciye bir puzzle’ın parçalarını birleştiriyormuş hissi veriyor. Filmin en çarpıcı yönlerinden biri, atom bombasının test edildiği Trinity Denemesi’nin, görsel efektlerin minimal kullanımıyla, gerçekçi ve nefes kesici bir şekilde aktarılması. Filmin zirvesini oluşturan bu an, Oppenheimer’ın “Ben artık Ölüm oldum, dünyaları yok eden,” şeklindeki meşhur alıntısını adeta ete kemiğe bürüyor.
950 Milyon Doları Aşan Hasılat

Cillian Murphy’nin J. Robert Oppenheimer performansıyla kariyerinin zirvesine çıktığına şüphe yok. Murphy, Oppenheimer’ın entelektüel derinliğini, çalkantılarını, pişmanlıklarını ve vicdan azaplarını inanılmaz bir incelikle yansıtıyor. Gözlerindeki derin hüzün ve zeka, izleyiciyi karakterin ruhuna davet ediyor. Filmin yıldızlarla dolu oyuncu kadrosunda özellikle Downey Jr., kariyerinin en iyi performanslarından birini sergileyerek şaşırtıyor.
“Oppenheimer,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarıya imza attı. Gişede dünya çapında 950 milyon doları aşan hasılatıyla dikkat çekerken, eleştirmenlerden de evrensel övgüler aldı. 2024 Oscar Ödülleri’nde de beklentileri fazlasıyla karşıladı: En İyi Film, En İyi Yönetmen (Christopher Nolan), En İyi Erkek Oyuncu (Cillian Murphy), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Robert Downey Jr.), En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Film Müziği ve En İyi Kurgu dahil olmak üzere 7 Oscar kazanarak gecenin en çok ödül alan filmi oldu.
“Oppenheimer,” bilimin ahlaki sorumluluğunu, gücün yıkıcı etkisini ve bir insanın hayatının dünya tarihini nasıl değiştirebileceğini sorgulayan derin bir yapım.
30- A Seperation (Bir Ayrılık)
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Asghar Farhadi
- Oyuncular: Payman Maadi, Leila Hatami, Sareh Bayat
- Tür: Drama
- Yapım Yılı: 2011
Asghar Farhadi’nin yönetmenliğini yaptığı ve dünya sinemasına damga vuran “A Separation” (Bir Ayrılık), ahlaki ikilemlerin, toplumsal baskıların ve insan ilişkilerinin karmaşıklığının katmanlı bir portresi. İran sinemasının başyapıtı, Tahran’da yaşayan bir çiftin, kızlarının geleceği üzerine anlaşmazlıkları sonucu başlayan boşanma sürecini ve bu sürecin tetiklediği olayları konu alıyor.
Film, İran toplumunun farklı katmanlarını, sınıf farklılıklarını ve dini inançların günlük hayattaki etkilerini gözler önüne seriyor. Farhadi, karakterlerini iyi ya da kötü olarak ayırmadan, her birinin kendi içinde haklılık payı olan ve insani zaaflara sahip bireyler olduğunu gösteriyor. Bu sayede, izleyici kendini herhangi bir tarafın yerine koyabilir ve “doğru” ile “yanlış” arasındaki gri alanda düşünmeye zorlanır. Diyalogların gerçekçiliği, karakterlerin iç dünyalarının derinliği ve olay örgüsünün sürükleyiciliği, filmi adeta bir sosyolojik incelemeye dönüştürüyor.
Filmdeki her karakter, kendi inançları ve değer yargılarıyla hareket ederken, olaylar farklı perspektiflerden sunularak izleyicinin sürekli kendi vicdanını sorgulamasına neden oluyor.
İran Sinemasına Tarihi Zafer Yaşattı
“A Separation,” uluslararası alanda büyük başarıya imza attı. 2012 Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde Film ödülünü kazanarak bu kategoride Oscar kazanan ilk İran filmi oldu. Ayrıca, En İyi Özgün Senaryo dalında da aday gösterildi. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı (En İyi Film) ve Gümüş Ayı (En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu) ödüllerini kazanan film, Altın Küre’de de “En İyi Yabancı Dilde Film” ödülünü aldı. Bu ödüller, filmin evrensel temalarının ve insanlık durumuna dair analizinin de bir kanıtı.
29- Taare Zameen Par (Her Çocuk Özeldir)
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Aamir Khan
- Oyuncular: Darsheel Safary, Aamir Khan, Tisca Chopra
- Tür: Aile, Drama
- Yapım Yılı: 2007
Yine Aamir Khan’ın hem başrolünü üstlendiği hem de yönetmenlik koltuğuna oturduğu “Taare Zameen Par” (Her Çocuk Özeldir), eğitim sistemine, ebeveynlik anlayışına ve her çocuğun içinde yatan potansiyele dair sıcak, düşündürücü ve dokunaklı bir film. Hindistan sinemasının değerli yapımı, disleksi ile mücadele eden 8 yaşındaki Ishaan Awasthi’nin hikayesini anlatıyor. Okulda ve evde başarısızlıklarla karşılaşan, çevresi tarafından tembel ve uyumsuz olarak görülen Ishaan’ın hayatı, yeni resim öğretmeni Ram Shankar Nikumbh’un gelişiyle değişir.
Film, akademik başarıya odaklanan eğitim sistemlerinin, her çocuğun farklı öğrenme biçimleri ve yetenekleri olduğunu göz ardı edişini eleştiriyor. Ishaan’ın yaşadığı iç dünyayı, hayal gücünü ve sıkıntılarını görsel olarak da zengin bir dille aktarıyor. Animasyonlar ve çizimler, Ishaan’ın zihninin nasıl çalıştığını, harflerin onun için nasıl dans ettiğini ve okuma güçlüğünün aslında bir tembellik değil, farklı bir algı biçimi olduğunu izleyiciye hissettiriyor. Film, öğrenme güçlükleri hakkında farkındalık yaratmada ve bu çocuklara karşı empati geliştirmede önemli bir rol oynadı.
Hindistan’ın Oscar adayı

Aamir Khan’ın canlandırdığı öğretmen, çocukların dünyasına girmeye çalışan, onların gözünden bakabilen ve her bireyin “özel” olduğunu savunan bir mentor figürü. Khan, oyunculuğuyla ve yönetmenlik dehasıyla, karakterin inandırıcılığını ve ilham verici etkisini pekiştiriyor.
“Taare Zameen Par,” eleştirel anlamda büyük beğeni topladı ve gişede de başarılı oldu. Film, En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Hikaye dahil olmak üzere birçok önemli Filmfare Ödülü’nü kazandı. Ayrıca, Hindistan’ın Oscar adayı olarak belirlendi ve uluslararası film festivallerinde de olumlu yorumlar aldı. Müziği ve şarkıları da (özellikle “Maa” ve “Kholo Kholo”) büyük popülerlik kazandı.
“Taare Zameen Par,” empati, anlayış ve bireysel farklılıklara saygı üzerine evrensel bir ders niteliğinde.
Çocuklarla İzlenebilecek En İyi Aile Filmleri: Ailece keyifle izlenecek en sıcak ve eğlenceli film önerilerini keşfetmek için tıklayın.
28- Up (Yukarı Bak)
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Pete Docter, Bob Peterson
- Seslendirme: Edward Asner, Jordan Nagai, John Ratzenberger
- Tür: Animasyon, Macera
- Yapım Yılı: 2009
Pixar Animasyon Stüdyoları’nın imzasını taşıyan ve Pete Docter ile Bob Peterson tarafından yönetilen “Up” (Yukarı Bak), hayatın her döneminde macerayı, aşkı ve dostluğu keşfetmenin mümkün olduğunu anlatan, hem kahkaha attıran hem de gözleri dolduran bir başyapıt. Yaşlı ve huysuz bir balon satıcısının, hayat arkadaşı ile paylaştığı çocukluk hayalini gerçekleştirmek için evine binlerce balon bağlayarak Güney Amerika’ya doğru yola çıkmasını konu alan film, Carl’ın istemeden de olsa yanına aldığı maceraperest İzci Russell, konuşan köpek ve efsanevi kuş ile yaşadığı serüveni işler.
“Up,” filmin ilk 10 dakikasında Carl ve Ellie’nin hayatını anlatan, hiç diyalog içermeyen ama duygusal derinliğiyle izleyiciyi paramparça eden montaj sahnesiyle sinema tarihine geçti. Bu kısım, aşkın, kaybın ve hayallerin gücünü o kadar ustaca anlatır ki, sadece animasyon filmlerinin değil, genel olarak sinemanın en unutulmaz sekanslarından biri olarak kabul edilir. Film, Carl’ın yaşlılığa rağmen hayat enerjisini yeniden keşfedişini ve “gerçek macera”nın günlük hayatın küçük anlarında ve kurulan bağlarda saklı olduğunu göstererek izleyiciye derin ve pozitif bir mesaj verir.
Oscar’a Aday Gösterilen Az Sayıdaki Animasyon Filmlerinden

Filmin mizahı, karakterlerin kimyası ve olay örgüsünün yaratıcılığı, her yaştan izleyiciye hitap eden bir denge kuruyor. Michael Giacchino’nun bestelediği, filmin ruhunu yansıtan “Married Life” (Evli Hayat) temalı müzik, filmin duygusal etkisini katlayarak güçlendiriyor.
2010 Oscar Ödülleri’nde 5 dalda aday gösterilen “Up,” En İyi Animasyon Filmi ve En İyi Özgün Film Müziği dallarında Oscar kazandı. Aynı zamanda Altın Küre’de “En İyi Animasyon Filmi” ödülünü de alarak başarısını perçinledi. “Up”, “En İyi Film” dalında Oscar’a aday gösterilen az sayıdaki animasyon filminden biri olmasıyla da dikkat çekti.
En İyi Animasyon Filmleri: Hayal gücünü büyüten etkileyici animasyon film seçkisini keşfetmek için tıklayın.
27- Incendies (İçimdeki Yangın)
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Denis Villeneuve
- Oyuncular: Lubna Azabal, Mélissa Désormeaux-Poulin, Maxim Gaudette
- Tür: Gizem, Dram, Savaş
- Yapım Yılı: 2010
Denis Villeneuve’ün yönetmenliğini üstlendiği ve sinema dünyasında derin izler bırakan “Incendies” (İçimdeki Yangın), savaşın yıkıcı etkilerini, kimlik arayışını ve geçmişin gölgelerinin peşimizi nasıl bırakmadığını anlatan, soluk kesici bir başyapıt. Lübnanlı-Kanadalı yazar Wajdi Mouawad’ın aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan film, annelerinin vasiyetini yerine getirmek için Orta Doğu’ya doğru yola çıkan ikiz kardeşlerin hikayesini anlatır. Vasiyette, bilmedikleri bir babayı bulmaları ve varlığından haberdar olmadıkları bir ağabeye mektup iletmeleri istenir. Bu yolculuk, onları annelerinin travmatik geçmişine ve sarsıcı gerçeklere doğru bir keşfe çıkarır.
Film, geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelerek, dedektif hikayesi atmosferi yaratıyor. Her yeni bilgi parçası, puzzle’ın yeni bir köşesini aydınlatırken, gerilimi ve merakı sürekli tırmandırıyor. Savaşın bireyler ve aileler üzerindeki etkisi, sarsıcı görüntüler ve güçlü duygusal anlarla işleniyor. Çatışmaların ruhlarda derin izler açtığını ve nesiller boyu aktarılan travmalar yarattığını gösteriyor. İnsanlık durumunun karmaşıklığını ve affetmenin gücünü sorguluyor.
Radiohead’in “Exit Music (For a Film)” şarkısının kullanımı, filmin sonundaki açıklamayla birleşerek, izleyici üzerinde unutulmaz bir etki bırakıyor.
2011 Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde Film dalında aday gösterilen “Incendies,” uluslararası alanda büyük beğeni topladı ve birçok ödül kazandı. Kanada’nın önemli film ödüllerinden Genie Ödülleri’nde “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dahil 8 ödül kazandı. Ayrıca, Venedik ve Toronto gibi prestijli film festivallerinde de övgüler alarak eleştirel başarısını perçinledi. Filmin hem hikayesi hem de anlatım biçimi, dünya çapında sinema çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.
26- The Hunt (Onur Savaşı)
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Thomas Vinterberg
- Oyuncular: Mads Mikkelsen, Thomas Bo Larsen, Annika Wedderkopp
- Tür: Dram, Trajedi
- Yapım Yılı: 2012
Thomas Vinterberg’in yönettiği ve başrolünde Mads Mikkelsen’in büyüleyici bir performans sergilediği “The Hunt” (Onur Savaşı), küçük bir yalanın veya yanlış anlaşılmanın masum bir hayatı nasıl paramparça edebileceğini, toplumsal histerinin ve linç kültürünün etkilerini anlatan, sarsıcı ve gerilim dolu bir başyapıt. Danimarka sinemasının bu güçlü draması, eşinden yeni boşanmış, anaokulunda çalışan ve hayatını yeniden kurmaya çalışan Lukas’ın, küçük bir kızın masum bir yalanıyla cinsel istismarla suçlanmasını ve ardından gelen toplumsal dışlanmayı konu alıyor.
Bir çocuğun hayal gücünün veya yanlış algısının korkunç bir gerçeğe dönüşebileceğini anlatan filmde, Vinterberg, Lukas’ın maruz kaldığı toplumsal baskıyı, komşularının, arkadaşlarının ve hatta en yakınlarının bile ona sırt çevirmesini, izleyiciye adeta bir korku filmi gerilimiyle yaşatıyor. Film, “suçlu olduğu kanıtlanana kadar masumdur” ilkesinin, histerinin ve önyargının yükseldiği anlarda nasıl kolayca ayaklar altına alınabileceğini gösteriyor. Günümüz sosyal medya çağında, yalan haberlerin, asılsız iddiaların bir kişinin hayatını ne denli hızlı ve acımasızca yok edebileceğini düşünürsek; evrensel bir geçerlilik kazandığını söyleyebiliriz.
Mads Mikkelsen’in Lukas rolündeki performansı, Oscar’a aday gösterilmesi gereken cinsten. Karakterin yaşadığı şoku, çaresizliği, öfkesi ve onuru koruma mücadelesini, az konuşarak ama her mimik ve bakışıyla o kadar derinlemesine yansıtır ki, onunla beraber biz de acı çekeriz.
“The Hunt,” uluslararası alanda büyük beğeni topladı ve birçok önemli ödüle layık görüldü. 2014 Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde Film dalında aday gösterilen film, Cannes Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” (Mads Mikkelsen) ödülünü kazanarak Mikkelsen’in performansını tescilledi. Ayrıca, European Film Awards’ta “En İyi Senaryo” ödülünü de kazandı.
25- Toy Story 3 (Oyuncak Hikayesi 3)
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Lee Unkrich
- Seslendirme: Tom Hanks, Tim Allen, Joan Cusack
- Tür: Animasyon, Aile, Macera
- Yapım Yılı: 2010
Lee Unkrich’in yönettiği ve Pixar Animasyon Stüdyoları’nın bir kez daha animasyon sinemasının sınırlarını zorladığı “Toy Story 3” (Oyuncak Hikayesi 3), büyümenin, vedaların ve dostluğun evrensel temasını işleyen, hem kahkahalarla güldüren hem de gözyaşlarına boğan bir başyapıt. Serinin bu üçüncü filmi, Andy’nin üniversiteye gitme yaşına gelmesiyle birlikte, oyuncakların kendilerini bir kreşte bulmalarını ve buradan kaçma maceralarını konu alıyor.
Film, oyuncakların terk edilme korkusunu ve yeni bir yuva arayışını, izleyiciye kendi hayatlarındaki değişim ve ayrılıklarla empati kurduracak kadar gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. Kreşteki “iyi niyetli” ama aslında zalim Lotso liderliğindeki oyuncakların dünyası, filmin karanlık ve gerilimli tonunu oluştururken, Woody ve arkadaşlarının birbirlerine olan sadakatini izliyoruz. Özellikle filmin sonundaki çöp yakma fırını sahnesi, izleyicinin kalbini ağzına getiren, gerilimi doruk noktasına çıkaran ve karakterlerin birbirlerine bağlılığını en güçlü şekilde gösteren anlardan biri. Animasyon filmlerinin de derin dramatik anlar da sunabileceğinin bir kanıtı…
“Toy Story 3,” duygusal zekasıyla da öne çıkıyor. Her oyuncağın kendine özgü kişiliği ve hikayede bir rolü var.
2011 Oscar Ödülleri’nde 5 dalda aday gösterilen “Toy Story 3,” En İyi Animasyon Filmi ve En İyi Özgün Şarkı (“We Belong Together”) dallarında Oscar kazandı. Ayrıca, “En İyi Film” dalında Oscar’a aday gösterilen nadir animasyonlardan olması, filmin sanatsal ve kültürel etkisini pekiştirdi. Gişede de büyük başarı elde ederek, 1 milyar doları aşan hasılatıyla animasyon filmleri arasında önemli bir yer edindi.
24- Kefernahum
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Nadine Labaki
- Oyuncular: Zain Al Rafeea, Yordanos Shiferaw, Boluwatife Treasure Bankole
- Tür: Drama
- Yapım Yılı: 2018
Nadine Labaki’nin yönetmenliğini yaptığı ve sinema dünyasını derinden sarsan “Capernaum” (Kefernahum), Lübnan’ın yoksul mahallelerinde yaşam mücadelesi veren çocukların sesini duyuran, yürek parçalayıcı bir sosyal dram. Arapça’da “kaos” veya “karmaşa” anlamına gelen film, kimliği olmayan, sokaklarda hayatta kalmaya çalışan ve ailesine dava açan 12 yaşındaki Zain El Hajj’ın hikayesini anlatıyor. Zain, ebeveynlerini “kendini dünyaya getirdikleri için” dava eden küçük bir çocuk; bu dava, filmin hem trajik hem de sarsıcı bir çerçevesini oluşturuyor.
Yoksulluğun, ihmalin, çocuk işçiliğinin ve göçmenlik sorunlarının insan hayatı üzerindeki etkilerini gözler önüne seren filmde yönetmen profesyonel olmayan oyuncularla çalışarak, gerçekliği olabildiğince inandırıcı bir şekilde yansıtıyor. Zain’in hapishaneden geri dönüşlerle anlatılan hikayesi, onu ailesinden ve toplumdan ayıran olaylar zincirini ortaya çıkarıyor. Özellikle hamile kız kardeşinin erken yaşta evlendirilmesi ve bebeğe bakma mücadelesi, filmin en dokunaklı anlarından.
“Capernaum,” uluslararası alanda büyük başarı elde etti ve birçok önemli ödüle layık görüldü. 2019 Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde Film dalında aday gösterilen film, Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Ayrıca, Altın Küre ve BAFTA ödüllerinde de adaylıklar elde etti.
23- Joker
- IMDb: 8.3
- Yönetmen: Todd Phillips
- Oyuncular: Joaquin Phoenix, Robert De Niro, Zazie Beetz
- Tür: Drama, Trajedi, Suç, Gizem
- Yapım Yılı: 2019
Todd Phillips’in yönettiği ve DC evreninin en ikonik kötü karakterlerinden birine yepyeni bir boyut katan “Joker,” toplumun dışladığı bir bireyin akıl sağlığını yitirerek bir suç dehasına dönüşmesini ele alan psikolojik bir dram. Film, 1980’lerin karanlık ve yozlaşmış Gotham Şehri’nde yaşayan, komedyen olma hayalleri kuran ama acımasız gerçeklerle yüzleşen Arthur Fleck’in hikayesini anlatıyor. Arthur’un giderek artan toplumsal izolasyonu, istismarı ve akıl hastalığıyla mücadelesi, onu bildiğimiz “Joker”e dönüştüren bir kıvılcıma yol açar.
“Joker,” izleyiciyi Arthur’un zihnine hapsederek, gerçeklik ile halüsinasyon arasındaki çizgiyi sürekli bulanıklaştırıyor. Toplumun başarısız insanlara, özellikle de akıl sağlığı sorunları olanlara nasıl davrandığını sorguluyor. Sosyal hizmetlerin kesilmesi, empati eksikliği ve sürekli aşağılanma, Arthur’un zaten kırılgan olan ruh halini daha da kötüleştirip onu isyan etmeye itiyor. Yönetmen Phillips, bu dönüşümü, Scorsese’nin “Taxi Driver” ve “The King of Comedy” gibi filmlerinden ilham alarak, insan ruhundaki karanlık derinlikleri keşfeden bir nevi karakter çalışması olarak sunuyor. Filmdeki palyaço motifi de hikayeye katmanlı bir anlam katıyor.
Tüm Zamanların En Çok Gişe Yapan Yetişkin Filmi

Joaquin Phoenix’in performansıyla sinema tarihine geçtiği tartışılmaz. Phoenix, karakterin fiziksel ve psikolojik çöküşünü o kadar etkileyici bir şekilde canlandırıyor ki, her hareketi, her tiklemesi ve rahatsız edici kahkahası izleyicinin hafızasına kazınıyor. Rol için ciddi kilo veren Phoenix, performansıyla bir kurbanı da yarattı. Bu performans, ona haklı olarak En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandırdı.
“Joker,” gişede devasa bir başarı elde ederek, 1 milyar doları aşan hasılatıyla “tüm zamanların en çok gişe yapan R-rated (yetişkinlere yönelik) filmi” unvanını kazandı. Eleştirmenlerden genel olarak olumlu yorumlar aldı. Sanatsal başarıları da göz ardı edilemez: 2020 Oscar Ödülleri’nde 11 dalda aday gösterilen “Joker,” Joaquin Phoenix’e En İyi Erkek Oyuncu ve Hildur Guðnadóttir’e En İyi Özgün Müzik dallarında Oscar kazandırdı. Venedik Film Festivali’nde büyük ödül olan Altın Aslan’ı kazanan ilk çizgi roman filmi olmasıyla da tarihi bir başarıya imza attı.
En İyi Robert De Niro Filmleri: Sinemanın ustasının unutulmaz performanslarını keşfetmek için tıklayın.
22- 3 Idiots (3 Ahmak)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Rajkumar Hirani
- Oyuncular: Aamir Khan, Madhavan, Mona Singh
- Tür: Komedi, Drama
- Yapım Yılı: 2009
Rajkumar Hirani’nin yönettiği ve başrolünde Aamir Khan’ın yer aldığı “3 Idiots” (3 Ahmak), Hindistan’ın rekabetçi eğitim sistemini, toplumsal beklentileri ve gerçek mutluluğun peşinden gitmenin önemini sorgulayan, hem güldüren hem de düşündüren bir başyapıt. Chetan Bhagat’ın “Five Point Someone” adlı romanından uyarlanan film, ülkenin en prestijli mühendislik okulunda okuyan üç arkadaşın maceralarını anlatır. Film, onların okul hayatındaki zorluklarını, dostluklarını ve sisteme karşı verdikleri mücadeleyi, geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelerek işler.
“3 Idiots,” ezberci eğitim sisteminin eleştirisi üzerine kurulu. Rancho’nun “kitaplardaki bilgiyi papağan gibi tekrar etmek yerine, anlamayı ve uygulamayı” savunan felsefesi, filmin ana mesajı. “Başarı” kavramını yeniden tanımlayarak, notlardan ve unvanlardan ziyade, tutkunun peşinden gitmenin ve öğrenmenin keyfini çıkarmanın önemini vurguluyor. Komik diyaloglar, akılda kalıcı şarkılar ve absürt durumlar, filmin mesajını didaktik olmaktan çıkarıyor. Özellikle “All Izz Well” (Her Şey Yolunda) şarkısı ve felsefesi, filmin kült statüsünü pekiştirdi.
“3 Idiots,” uluslararası alanda büyük başarı elde etti ve tüm zamanların en çok gişe yapan Hint filmlerinden oldu. Film, En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dahil olmak üzere birçok önemli Filmfare Ödülü’nü kazandı. Ayrıca, Japonya ve Çin gibi ülkelerde de popülerlik kazanarak, Hint sinemasının küresel etkisini artırdı.
En İyi Komedi Filmleri: Modunuzu anında yükseltecek en eğlenceli komedi film seçkisini keşfetmek için tıklayın.
21- Your Name (Senin Adın)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Makoto Shinkai
- Seslendirme: Ryûnosuke Kamiki, Mone Kamishiraishi, Ryo Narita
- Tür: Anime, Fantezi, Romantik
- Yapım Yılı: 2016
Makoto Shinkai’nin yönetmenliğini yaptığı ve dünya çapında anime sinemasına yeni bir soluk getiren “Your Name” (Senin Adın), kaderin, zamanın ve insan bağının dokusunu işleyen, görsel olarak büyüleyici ve duygusal olarak sarsıcı bir başyapıt. Film, bir Japon kırsal kasabasında yaşayan lise öğrencisi Mitsuha ile Tokyo’da yaşayan bir başka lise öğrencisi Taki’nin, uyandıklarında birbirlerinin bedenlerinde bulmalarını konu alıyor. Bu garip durum, başlangıçta komik anlaşmazlıklara yol açsa da, ikili arasında derin bir bağ kurar ve onları yaklaşan bir felaketi önlemek için zamanın ötesinde bir maceraya sürükler.
“Your Name,” Japon folkloru, doğal felaketler ve kaderin önemi gibi derin temaları işliyor. Shinkai’nin animasyon stili, özellikle Tokyo’nun hareketli şehir manzaraları ve kırsal kasabanın doğası arasındaki kontrastla, her kareyi sanat eserine dönüştürüyor. Güneş ışığının yansımaları, yıldızların parıltısı ve gökyüzünün renkleri, filmin görsel estetiğini zirveye taşıyor. Filmin müzikleri, Japon rock grubu RADWIMPS’in bestelediği şarkılar, filmin duygusal nabzını tutarak hikayenin etkisini katlıyor. Mesela “Zenzenzense” gibi şarkılar, filmin kültürel fenomen olmasına büyük katkı sağladı.
Tüm Zamanların En Çok Gişe Yapan Anime Filmlerinden

Mitsuha ve Taki’nin karakter gelişimi, filmin duygusal çekirdeği. İkili, birbirlerinin hayatlarını deneyimledikçe, farklı perspektifler kazanıp birbirlerine karşı derin bir anlayış geliştiriyorlar. Hikaye ilerledikçe, film bir gençlik komedisinden, dramatik bir zaman yolculuğu ve kurtarma hikayesine dönüşüyor. Sonu ise bambaşka bir olay!
“Your Name,” gişede uluslararası çapta büyük bir başarı elde ederek, dünya genelinde tüm zamanların en çok gişe yapan anime filmlerinden biri haline geldi. Özellikle Japonya’da rekorlar kırarken, Çin ve diğer Asya ülkelerinde de büyük ilgi gördü. Eleştirel olarak da evrensel övgüler alan film, Fantasia Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Animasyon Filmi” ve Japon Akademi Ödülleri’nde “Yılın Animasyonu” gibi prestijli ödüller kazandı.
İçinizi Isıtacak En İyi Romantik Filmler: Kalbe dokunan en güzel aşk hikâyelerini keşfetmek için tıklayın.
20- Avengers: Endgame
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Anthony Russo, Joe Russo
- Oyuncular: Robert Downey Jr., Chris Evans, Mark Ruffalo
- Tür: Uzay, Süperkahraman, Aksiyon
- Yapım Yılı: 2019
Anthony ve Joe Russo kardeşlerin yönettiği ve Marvel Sinematik Evreni’nin (MCU) 11 yıllık, 22 filmlik destanını zirveye taşıyan “Avengers: Endgame,” sinema tarihinde benzeri görülmemiş bir kültürel fenomen. “Avengers: Infinity War”ın yıkıcı sonundan sonra, hayatta kalan kahramanların Thanos’un evrenin yarısını yok etmesini geri almak ve sevdiklerini geri getirmek için mücadeleye girmesini konu alan film, zaman yolculuğu, fedakarlık ve kahramanlığın anlamı üzerine destansı bir anlatı sunuyor.
“Endgame,” karakterlerinin derinliği ve insani zaaflarıyla da öne çıkıyor. Kayıp, yas ve umutsuzluk temalarını işlerken, kahramanların bu zorluklarla nasıl başa çıktığını ve birbirlerine nasıl destek olduklarını gösteriyor. Özellikle filmin üçüncü perdesindeki “Avengers Assemble” (Yenilmezler Toplanın!) anı, Marvel evreninin tüm karakterlerini bir araya getirerek sinema salonlarında kolektif bir çığlık ve coşku yaratmıştı. Adeta sinematik bir mirasın taçlandırılmasıydı.
Tüm Zamanların En Çok Hasılat Yapan Filmi

Filmin yönetmenleri Russo kardeşler, karmaşık senaryoyu dengeleyerek, hem eski hayranları tatmin edecek göndermelerle hem de yeni izleyicileri hikayeye dahil edecek şekilde kurguladı. Filmin müzikleri, Alan Silvestri’nin ikonik “Avengers Theme”ı da dahil olmak üzere, her duygusal anı ve aksiyon sahnesini destekliyor.
“Avengers: Endgame,” gişede tüm zamanların en çok hasılat yapan filmi unvanını kazanarak (yaklaşık 2.8 milyar dolar), sinema tarihinde ticari bir rekora imza attı. Eleştirel olarak da beğeni toplayan film, 2020 Oscar Ödülleri’nde En İyi Görsel Efekt dalında aday gösterildi. Ayrıca çeşitli film ödüllerinde birçok adaylık ve ödül kazanarak, hem teknik hem de sanatsal başarısını kanıtladı.
Mutlaka İzlemeniz Gereken Marvel Filmleri: Marvel evreninin en sürükleyici yapımlarını keşfetmek için tıklayın.
19- Coco
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Lee Unkrich, Adrian Molina
- Seslendirme: Anthony Gonzalez, Gael García Bernal, Benjamin Bratt
- Tür: Animasyon, Fantezi, Macera
- Yapım Yılı: 2017
Lee Unkrich ve Adrian Molina’nın yönettiği ve Pixar Animasyon Stüdyoları’nın bir kez daha kalplere dokunan bir başyapıta imza attığı “Coco,” aile bağlarının, mirasın, müziğin ve ölümle yaşam arasındaki köprünün evrensel temasını işleyen bir macera. Film, Meksika’nın Ölüler Günü geleneğinden ilham alarak, müzisyen olma hayalleri kuran 12 yaşındaki Miguel Rivera’nın hikayesini anlatıyor. Ailesi, büyük büyükanneleri Imelda’nın müziğe lanet okuması nedeniyle müziği yasaklamıştır. Miguel, idolü şarkıcı Ernesto de la Cruz’un gitarını çalmaya çalışırken yanlışlıkla kendini Ölüler Diyarı’nda bulur ve ailesinin geçmişini keşfetmek için bir yolculuğa çıkar.
“Coco,” Meksika kültürünün renkli ve zengin dokusunu, özellikle Ölüler Günü’nün anlamını ve ritüellerini, büyük bir saygı ve görsel şölenle beyaz perdeye taşıyor. Ölüler Diyarı’nın fantastik ve canlı tasviri, ruhların dünyasını sevgi dolu ve hatırlanmayı bekleyen bir yer olarak gösterir. Film, ölen sevdiklerimizi hatırlamanın ve onların mirasını yaşatmanın önemini vurgularken, aile bağlarının ölümden sonra bile nasıl devam edebileceği üzerine düşündürür. Filmdeki müzik, hikayenin kalbi; özellikle “Remember Me” (Beni Hatırla) şarkısı, filmin duygusal zirvesi. İzleyicinin gözyaşlarına boğulmasına neden olan unutulmaz bir melodi.
2018 Oscar Ödülleri’nde 2 dalda Oscar kazanan “Coco,” En İyi Animasyon Filmi ve En İyi Özgün Şarkı (“Remember Me”) dallarında Akademi Ödülü’nü kucakladı. Ayrıca, Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Animasyon Filmi” ödülünü de alarak başarısını perçinledi. Gişede de büyük başarı elde eden film, dünya genelinde 800 milyon dolardan fazla hasılat yaptı.
18- The Dark Knight Rises (Kara Şövalye Yükseliyor)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Christopher Nolan
- Oyuncular: Christian Bale, Tom Hardy, Anne Hathaway
- Tür: Aksiyon, Süperkahraman, Suç, Gizem
- Yapım Yılı: 2012
Christopher Nolan’ın efsanevi “Kara Şövalye” üçlemesinin finali olan “The Dark Knight Rises” (Kara Şövalye Yükseliyor), korkunun, umudun ve fedakarlığın derin temalarını işleyen, büyük ölçekli ve epik bir sinematik başyapıt. Gotham Şehri’ni Joker’in kaosundan kurtardıktan 8 yıl sonra, inzivaya çekilmiş Bruce Wayne’in ve Batman’in, şehri ve kendisini yok etmeye kararlı, maskeli terörist Bane ile yüzleşmesini konu alır. Film, kahramanın korkularıyla yüzleşmesini, düşüşünü ve yeniden yükselişini, şehrin kaderiyle iç içe geçmiş bir şekilde anlatıyor.
Nolan, bu final filminde, ideolojilerin ve iradelerin çarpışmasını sahneye koyuyor. Bane, terörizmi ve devrimi simgelerken, Gotham’ın çaresizliğini ve sınıf farklılıklarını manipüle ederek şehri kaosa sürükler. Batman’in fiziksel ve psikolojik olarak en zayıf anında, bir çukurda esir tutulurken, umudu yeniden keşfedişi ve Gotham’ı kurtarmak için geri dönüşü, filmin en güçlü ve ilham verici anlarından biri.
Film, Nolan’ın IMAX kameralarla çekilen nefes kesici aksiyon sahneleriyle ve Hans Zimmer’ın güçlü müzikleriyle (özellikle Bane’in “Deshi Basara” ilahisi) görsel ve işitsel bir şölen sunar. Gotham Şehri’nin kuşatılması ve çöküşü, gerçekçilikle harmanlanmış büyük ölçekli sahnelerle izleyiciyi koltuklarına çiviler.
“The Dark Knight Rises,” gişede 1 milyar doları aşan hasılatıyla büyük başarı elde etti. Eleştirmenlerden genel olarak olumlu yorumlar alsa da, bazı noktalarda önceki film “The Dark Knight” ile kıyaslamalara maruz kaldı.
17- Inglourious Basterds (Soysuzlar Çetesi)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Quentin Tarantino
- Oyuncular: Brad Pitt, Diane Kruger, Eli Roth
- Tür: Kara Komedi, Tarihi Drama, Macera, Savaş
- Yapım Yılı: 2009
Quentin Tarantino’nun yönetmen koltuğunda oturduğu ve sinema tarihini yeniden yazan “Inglourious Basterds” (Soysuzlar Çetesi), intikamın, kahramanlığın ve sinemanın gücünün sınırlarını zorlayan, kült bir başyapıt. İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen film, iki ana hikaye etrafında dönüyor: Bir yanda, Fransız Yahudi genç Shosanna Dreyfus’un ailesini katleden Nazi albayından intikam alma planları, diğer yanda ise Teğmen Aldo Raine liderliğindeki Yahudi-Amerikan askerlerinden oluşan “Soysuzlar Çetesi”nin Nazi liderlerini hedef alan operasyonları. Film, tarihi gerçekliği eğip bükerek, kendi özel sonunu yaratıyor.
Tarantino’nun imzası haline gelen diyaloglar, stilize şiddet ve karakter çalışmaları, bu filmde de kendini gösteriyor. Film, gerilimi tavan yaptıran uzun, diyalog ağırlıklı sahnelerle başlıyor ve aniden patlayan şiddetle izleyiciyi koltuklarına çiviliyor. Her sahne gerilim filmi gibi işleniyor; özellikle açılışındaki Hans Landa’nın çiftçi ile süt içtiği sahne, sinema tarihinin en ikonik ve gergin başlangıçlarından biri. Tarantino, bu filmle Nazi propagandasına ve faşizme karşı sinemanın bir silah olarak nasıl kullanılabileceği üzerine de güçlü bir mesaj veriyor.
“Inglourious Basterds,” eleştirel ve ticari anlamda büyük bir başarı elde etti. 2010 Oscar Ödülleri’nde 8 dalda aday gösterilen film, Christoph Waltz’a En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandırdı. Ayrıca, Cannes Film Festivali’nde de Waltz’a En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getirdi. Filmin gişe başarısı ve popüler kültüre etkisi, Tarantino’nun vizyonunun ve anlatım gücünün bir kanıtı. Film, özellikle “Arivederci” repliği ve finaldeki tarihi olayları yeniden yazmasıyla da çok konuşuldu.
Brad Pitt’in filmografisindeki en parlak 10 yapımı keşfetmek için tıklayın.
16- 12th Fail (Bitmeyen Sınav)
- IMDb: 8.7
- Yönetmen: Vidhu Vinod Chopra
- Oyuncular: Vikrant Massey, Medha Shankr, Anant Joshi
- Tür: Gerçek Hikaye, Biyografi, Dram
- Yapım Yılı: 2023
Vidhu Vinod Chopra’nın yazıp yönettiği ve Hindistan sinemasında büyük yankı uyandıran “12th Fail” (Bitmeyen Sınav), azmin, dürüstlüğün ve toplumsal eşitsizliklere rağmen umudun nasıl filizlenebileceğini anlatan, ilham verici bir gerçek hayat hikayesi. Film, Hindistan’ın en zorlu sınavlarından biri olan UPSC (Kamu Hizmetleri Komisyonu) sınavını kazanarak IPS (Hint Polis Servisi) memuru olmak isteyen yoksul ve dezavantajlı öğrenci Manoj Kumar Sharma’nın yolculuğunu konu alıyor. Manoj’un 12. sınıfta kopya çekerek bile geçememesiyle başlayan bu macera, onu ülkenin en saygın memurlarından olmaya kadar taşıyan, pes etmeme ve “yeniden başlama” ruhunun destanı…
“12th Fail,” Hindistan’ın eğitim sisteminin ve bürokrasinin portresini sunarken, yoksulluğun, yolsuzluğun ve ayrımcılığın bir bireyin hayatını nasıl etkilediğini gösteriyor. Film, Manoj’un hayatın kendisiyle verdiği “bitmeyen sınavını”işliyor. Delhi’nin sokaklarında, açlık ve barınma sorunlarıyla boğuşurken bile hayallerinden vazgeçmemesi, izleyiciye azim ve direnç dersi veriyor. Filmin samimi ve gerçekçi anlatımı, karakterlerin yaşadığı zorlukları ve başarıları izleyiciye hissettiriyor. Özellikle Manoj’un dürüstlük ve prensiplerinden ödün vermemesi, filmin temel mesajlarından biri.
“12th Fail,” vizyona girdiği dönemde beklenmedik bir gişe başarısı elde etti ve eleştirmenlerden evrensel övgü aldı. Film, En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu dahil olmak üzere birçok önemli Filmfare Ödülü’nü kazandı. Film, Hindistan’da genç nesiller arasında motivasyon ve dürüstlük konusunda bir ilham kaynağı haline geldi.
15- Spider-Man: Into the Spider-Verse (Örümcek Adam: Örümcek Evreninde)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Bob Persichetti, Peter Ramsey, Rodney Rothman
- Seslendirme: Shameik Moore, Jake Johnson, Hailee Steinfeld
- Tür: Süperkahraman
- Yapım Yılı: 2018
Animasyon sinemasının estetik ve anlatısal sınırlarını yeniden tanımlayan, görsel olarak devrimci ve enerjisi tavan yapan bir başyapıt… Film, Brooklynli genç Miles Morales’in, ısırıldığı radyoaktif bir örümcek sayesinde Spider-Man güçleri kazanmasını ve ardından kendini, farklı boyutlardan gelen bir grup “Örümcek İnsan” ile birlikte, gerçeklikleri tehdit eden bir güce karşı mücadele ederken bulmasını konu alır.
“Into the Spider-Verse,” geleneksel bilgisayar destekli animasyon tekniklerini, elle çizilmiş çizgi roman estetiği, pop art unsurları ve yenilikçi görsel efektlerle birleştirerek özel bir görsel dil yarattı. Film, hareketli kareler, düşünce balonları ve paneller gibi çizgi roman öğelerini animasyona entegre ederek, izleyiciye hareketli bir çizgi roman okuyormuş hissi veriyor. Hikayesi, “herkesin bir maske takabileceği” ve kahraman olabileceği mesajını vererek, “Örümcek Adam” mitolojisini farklı geçmişlerden ve yaşlardan karakterlerle zenginleştiriyor.
2019 Oscar Ödülleri’nde En İyi Animasyon Filmi dalında Oscar kazanan “Spider-Man: Into the Spider-Verse,” aynı zamanda Altın Küre ve BAFTA dahil birçok prestijli ödülü de kazanarak eleştirel başarısını perçinledi. Gişede de başarılı olan film, animasyon dünyasında yeni bir çağın başlangıcı olarak kabul ediliyor.
14- Avengers: Infinity War (Avengers: Sonsuzluk Savaşı)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Anthony Russo, Joe Russo
- Oyuncular: Robert Downey Jr., Chris Hemsworth, Mark Ruffalo
- Tür: Uzay, Süperkahraman, Aksiyon, Macera
- Yapım Yılı: 2018
Marvel Sinematik Evreni’ni (MCU) bambaşka bir seviyeye taşıyan “Avengers: Infinity War” (Avengers: Sonsuzluk Savaşı), sinema tarihinde benzeri görülmemiş bir kötü karakter çalışması ve destansı bir “dönüm noktası.” MCU’nun önceki 18 filminin doruk noktası niteliğindeki bu yapım, evrenin yarısını yok etmek amacıyla Sonsuzluk Taşları’nı toplamaya çalışan kudretli Titan Thanos ile tüm süper kahramanların onu durdurma mücadelesini konu alıyor. Film, kahramanların ilk kez böylesine büyük ve yenilmez bir tehditle karşılaştığı, umutsuz bir savaşın hikayesi…
“Infinity War,” kötü karakter Thanos’u merkeze alarak sinema tarihinde eşine az rastlanır bir derinlik sunuyor. Thanos bir “amaç” uğruna hareket eden, motivasyonları anlaşılabilir bir figür olarak işleniyor. Evreni “dengeye getirme” takıntısı ve bu uğurda yaptığı fedakarlıklar, izleyicide hem korku hem de tuhaf bir anlayış uyandırıyor. Film, bir yandan görsel şölen sunan aksiyon sahneleriyle dolu olsa da, diğer yandan karakterlerinin karşı karşıya kaldığı duygusal ve ahlaki ikilemleri de işliyor. Her kahramanın kendi zaafları ve trajik seçimleri var.

Filmin en dikkat çekici yönlerinden biri, MCU’daki farklı kahraman gruplarının (Yenilmezler, Galaksinin Koruyucuları, Doktor Strange vb.) ilk kez bir araya gelerek etkileşime girmesi. Iron Man ve Doctor Strange’in atışmaları, Thor ve Galaksinin Koruyucuları arasındaki mizahi dinamikler, filmin temposuna denge katıyor. Yönetmenler, yüzlerce karakteri aynı anda yönetme konusunda inanılmaz bir iş çıkarmışlar.
“Avengers: Infinity War,” gişede 2 milyar doları aşan hasılatıyla tüm zamanların en çok gişe yapan filmlerinden oldu. Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan film, özellikle Thanos’un karakterizasyonu, aksiyon sahneleri ve izleyiciyi sarsan sonuyla övgü topladı. Filmin sonundaki “parmak şıklatma” anı ve sonuçları, sinema dünyasında ve popüler kültürde geniş yankı uyandırdı, uzun süre konuşuldu.
Uzayın yalnızlığı, sessizliği ve ihtişamı ilginizi çekiyorsa, en iyi uzay filmleri listesini kaçırmayın.
13- The Lives of Others (Başkalarının Hayatı)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Florian Henckel von Donnersmarck
- Oyuncular: Ulrich Mühe, Martina Gedeck, Sebastian Koch
- Tür: Gerilim, Dram, Ajan
- Yapım Yılı: 2006
Alman sinemasına damga vuran “The Lives of Others” (Başkalarının Hayatı), Doğu Almanya’daki Stasi’nin (Devlet Güvenlik Bakanlığı) gözetim rejiminin insan ruhu üzerindeki etkilerini ve sanatın dönüştürücü gücünü anlatan, gerilim dolu ve düşündürücü bir başyapıt. Film, 1984 yılında Doğu Berlin’de, ülkenin önde gelen tiyatro yazarlarından Georg ve sevgilisi aktris Christa-Maria Sieland’ın yaşadığı daireye dinleme cihazları yerleştirme görevi verilen, soğuk ve idealist ajan Gerd Wiesler’in hikayesini anlatır. Wiesler, dinlediği hayatlar aracılığıyla, kendi varoluşunu ve sistemin sorgulanabilirliğini yeniden değerlendirir.
“The Lives of Others,” bireyin özgürlüğü, sanatın önemi ve insanlık onurunun korunması üzerine bir meditasyon… Stasi’nin her yere sızan gözetim ağını, paranoya atmosferini ve insanların birbirine güvenini nasıl yok ettiğini gözler önüne seriyor. Wiesler, Dreyman’ın hayatına dahil oldukça, sanatına ve insani değerlerine karşı duyduğu hayranlık, karakterinde bir değişimi tetikliyor. Bu durum, katı bir sistemin bile, sanatın ve insanlığın sıcaklığı karşısında nasıl çatlayabileceğini gösteriyor. Filmin kasvetli atmosferi ve minimalist çekimleri de dönemin ruhunu yansıtıyor.
Politik Gerilim Türüne Yeni Bir Soluk Getirdi

Ulrich Mühe’nin Yüzbaşı Gerd Wiesler olarak sergilediği performans, kariyerinin zirvesi. Hatta sinema tarihinin en unutulmaz karakterlerinden biri diyebiliriz. Mühe, Wiesler’in başlangıçtaki duygusuz ve sisteme bağlı duruşundan, yavaş yavaş insaniyetini yeniden keşfedişine kadar olan dönüşümünü, ince mimikleri ve bakışlarıyla o kadar iyi yansıtıyor ki, izleyici onunla empati kurmaktan kendini alamıyor.
2007 Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde Film dalında Oscar kazanan “The Lives of Others,” uluslararası alanda büyük beğeni topladı ve birçok prestijli ödülün sahibi oldu. BAFTA Film Ödülleri’nde “İngilizce Olmayan En İyi Film” ve Alman Film Ödülleri’nde “En İyi Film” dahil olmak üzere sayısız ödül kazanarak başarısını perçinledi. Filmin hikayesi ve sanatsal kalitesi, dünya çapında geniş yankı uyandırdı ve politik gerilim türüne yeni bir soluk getirdi.
12- Dune: Part Two (Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Denis Villeneuve
- Oyuncular: Timothée Chalamet, Zendaya, Rebecca Ferguson
- Tür: Aksiyon, Uzay
- Yapım Yılı: 2024
Denis Villeneuve’ün yönetmenlik dehasını bir kez daha sergilediği “Dune: Part Two” (Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki), bilim kurgu sinemasını bambaşka bir seviyeye taşıyan, görsel olarak nefes kesici ve epik bir başyapıt. Frank Herbert’ın ikonik roman serisinin ikinci bölümünü beyaz perdeye taşıyan film, Paul Atreides’in Fremenlerle olan bağını güçlendirerek, onlarla birlikte Harkonnen Hanedanı’na karşı verdiği intikam mücadelesini ve evrenin kaderini değiştirecek mesihvari yolculuğunu konu alıyor. İlk filmin bıraktığı yerden devam eden “Bölüm İki,” hem daha aksiyon dolu hem de karakterlerinin içsel çatışmalarını daha derin işliyor.
Villeneuve, Arrakis gezegeninin güzelliğini, devasa kum solucanlarını ve Fremen kültürünün inceliklerini, inanılmaz bir detaycılık ve görsel estetikle sunuyor. Filmin sinematografisi, her karenin bir sanat eseri olduğu hissini verirken, Hans Zimmer’ın atmosferik ve etnik enstrümanlarla harmanlanmış müziği, hikayenin mistik ve destansı atmosferini tamamlıyor. Özellikle Paul’ün kum solucanı üzerine bindiği sahneler, hem görsel bir şölen hem de karakterin gelişimindeki bir dönüm noktası. Film din, siyaset, ekoloji ve kader gibi felsefi temaları da işliyor. Paul’ün mesih figürü olarak yükselişi, liderliğin getirdiği sorumlulukları ve gücün yozlaştırıcı etkisini sorguluyor.
“Dune: Part Two,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarıya imza attı. Gişede dünya çapında 700 milyon doları aşan hasılatıyla dikkat çekerken, eleştirmenlerden de evrensel övgüler aldı. Filmin görsel efektleri, yönetmenliği, oyunculukları ve Zimmer’ın müziği, özellikle vurgulanan noktalar. Film, birçok prestijli ödülün güçlü adayı olarak görülüyor ve eleştirmenler tarafından şimdiden modern bilim kurgu sinemasının bir klasiği olarak nitelendiriliyor.
11- WALL·E (VOL·İ)
- IMDb: 8.4
- Yönetmen: Andrew Stanton
- Seslendirme: Ben Burtt, Elissa Knight, Jeff Garlin
- Tür: Macera, Animasyon
- Yapım Yılı: 2008
Andrew Stanton’ın yönettiği ve Pixar Animasyon Stüdyoları’nın bir kez daha insanlığa hitap eden bir başyapıta imza attığı “WALL·E” (VOL·İ), çevresel farkındalığın, yalnızlığın, aşkın ve umudun evrensel temalarını işleyen bir bilim kurgu destanı. İnsanlığın çöp yığınına dönüştürdüğü terk edilmiş Dünya’da, görevini sürdüren son çöp toplama robotu WALL·E’nin, gezegeni yaşanabilir hale getirebilecek tek bir bitkiyi bulması ve ardından onu araştırmak için gelen keşif robotu EVE’e aşık olmasıyla başlayan macerasını anlatıyor.
İlk 40 dakikasında neredeyse hiç diyalog olmadan, sadece görsel hikaye anlatımı ve ses efektleriyle izleyiciyi büyülüyor. Bu sessiz anlatım, yalnızlığın ve bir robotun bile hissedebileceği duyguların derinliğini o kadar başarılı bir şekilde aktarıyor ki, bu kısım sinema tarihinin en özgün ve etkileyici açılışlarından biri olarak kabul ediliyor. Film, insanlığın tüketim alışkanlıklarını, çevresel duyarsızlığını ve teknolojinin aşırı kullanımının sonuçlarını eleştiriyor. İnsanlığın obez ve hareketsiz bir yaşama sürüklendiği dev uzay gemisi Axiom’un tasviri, izleyiciyi kendi yaşam tarzlarını sorgulamaya itiyor.
2009 Oscar Ödülleri’nde 6 dalda aday gösterilen “WALL·E,” En İyi Animasyon Filmi dalında Oscar kazandı. Ayrıca, “En İyi Özgün Senaryo” ve “En İyi Film Müziği” gibi önemli kategorilerde de aday gösterilmesi, filmin genel sinema başarısının bir kanıtı. Film, gişede de büyük başarı elde ederek, dünya genelinde 500 milyon dolardan fazla hasılat yaptı. Eleştirmenler, çevresel mesajını ve duygusal zekasını övdü.
10- Django Unchained (Zincirsiz)
- IMDb: 8.5
- Yönetmen: Quentin Tarantino
- Oyuncular: Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo DiCaprio
- Tür: Kara Komedi, Tarihi Drama, Western
- Yapım Yılı: 2012
Quentin Tarantino’nun yönettiği ve sinema dünyasına damgasını vuran “Django Unchained” (Zincirsiz), köleliğin acımasız gerçekliğini, intikamın keskin kılıcını ve insan onurunun yeniden kazanılmasını konu alan, cesur ve tartışmalı bir başyapıt. 1858 yılında, Amerikan İç Savaşı öncesinde geçen film, dişçi kılığına girmiş bir Alman kelle avcısı Dr. King Schultz’un, Django adında bir köleyi satın alarak, onu özgürlüğüne kavuşturmasını ve eşi Broomhilda’yı kurtarmak için Mississippi’nin en zalim çiftlik sahiplerinden Calvin Candie’ye karşı verdiği mücadeleyi anlatır.
Tarantino’nun imzası haline gelen stilize şiddet, keskin diyaloglar ve kara mizah, bu filmde de kendini gösterir. Film, köleliğin dehşetini ve ırkçılığın çirkin yüzünü, sansür uygulamadan, ancak bunu bir intikam destanına dönüştürerek sunar. Tarantino, bu filmi çekmekteki amacının, Amerikan tarihinde kölelik gibi karanlık bir dönemi, kendi üslubuyla yeniden yorumlamak olduğunu belirtmişti. Filmin adı, 1966 yapımı İtalyan Western filmi “Django”ya bir gönderme. Aynı adı taşıyan bir başka Western klasiğine de saygı duruşu niteliğinde.
Filmin parlayan yıldızı, şüphesiz ki Christoph Waltz’un Dr. King Schultz karakteri. Waltz, hem zekası hem de ahlaki duruşuyla filmin vicdanını temsil ediyor ve Django’nun akıl hocası olarak unutulmaz bir karakter yaratıyor. Bu rol, Waltz’a haklı olarak En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandırdı.
“Django Unchained,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarı elde etti. 2013 Oscar Ödülleri’nde 5 dalda aday gösterilen film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Christoph Waltz) ve En İyi Özgün Senaryo (Quentin Tarantino) dallarında Oscar kazandı. Ayrıca Altın Küre Ödülleri’nde de benzer başarılara imza attı.
Sinema tarihinin kural tanımayan dâhisi Quentin Tarantino’nun hayatı, külliyatı ve az bilinen detaylarını keşfetmek için tıklayın.
9- Intouchables (Can Dostum)
- IMDb: 8.5
- Yönetmen: Olivier Nakache, Éric Toledano
- Oyuncular: François Cluzet, Omar SyAnne Le Ny
- Tür: Gerçek Hikaye, Komedi, Drama
- Yapım Yılı: 2011
Dünya çapında milyonların kalbine dokunan “Intouchables” (Can Dostum), dostluğun, empati kavramının ve yaşamın getirdiği zorluklara rağmen hayata tutunmanın gücünü anlatan, sıcak, samimi ve ilham verici bir başyapıt. Gerçek bir hikayeden uyarlanan Fransız filmi, boyundan aşağısı felçli, zengin bir aristokrat olan Philippe ile hapishaneden yeni çıkmış, banliyöde yaşayan ve ona bakıcı olarak işe başlayan sabıkalı Driss arasında filizlenen dostluğu konu alır. İki zıt dünyanın bir araya gelmesiyle, hayatın klişeleri yıkılır ve derin bir bağ kurulur.
Film, iki karakterin arasındaki kültürel, sosyal ve ekonomik farklılıkları mizahi ve dokunaklı bir dille işler. Philippe’in rafine ve entelektüel dünyası ile Driss’in sokak zekası ve enerjisi, başlangıçta çatışsa da, zamanla birbirlerini tamamlayan bir uyum yaratır. Driss, Philippe’e hayata daha farklı bir açıdan bakmayı, eğlenmeyi ve klişelerden sıyrılmayı öğretirken; Philippe de Driss’in içindeki potansiyeli keşfetmesine yardımcı olur. Film, engelliliğe acıma duygusuyla yaklaşmak yerine, yaşamın ve insan ilişkilerinin gerçekliğini, mizahını ve dramını olduğu gibi sunar. Özellikle Driss’in Philippe’e fiziksel engeline rağmen “acıma” yerine “normal” davranması, aralarındaki ilişkinin samimiyetini perçinler.
Sy, bu rolüyle uluslararası alanda tanındı ve Fransa’nın prestijli César Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanarak tarih yazdı (bu ödülü kazanan ilk siyahi oyuncu.
“Intouchables,” uluslararası alanda büyük başarı elde etti ve tüm zamanların en çok gişe yapan Fransız filmlerinden oldu. 2013 Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde Film dalında aday gösterildi. Ayrıca, César Ödülleri’nde “En İyi Film” dahil olmak üzere birçok ödül kazanarak başarısını perçinledi.
8- Spider-Man: Across the Spider-Verse (Örümcek-Adam: Örümcek Evrenine Geçiş)
- IMDb: 8.5
- Yönetmen: Joaquim Dos Santos, Kemp Powers, Justin K. Thompson
- Seslendirme: Shameik Moore, Hailee Steinfeld, Brian Tyree Henry
- Tür: Animasyon, Süperkahraman, Fantezi, Aksiyon
- Yapım Yılı: 2023
Animasyon sinemasının sınırlarını bir kez daha zorlayan “Spider-Man: Across the Spider-Verse” (Örümcek-Adam: Örümcek Evrenine Geçiş), görsel olarak baş döndürücü, anlatısal olarak katmanlı ve metaforik olarak derin bir başyapıt. İlk filmin başarısını aşan bu devam yapımı, Brooklynli genç Miles Morales’in Spider-Man olmanın getirdiği sorumluluklarla yüzleşmesini, Gwen Stacy ile olan ilişkisini ve çoklu evrende kendi kaderini yeniden yazma mücadelesini konu alır. Film, yüzlerce farklı Örümcek-Adam varyantını bir araya getirerek, “kahraman olmanın ne anlama geldiği” sorusunu bambaşka bir boyuta taşır.
“Across the Spider-Verse,” görsel estetiğiyle kelimenin tam anlamıyla bir devrim yarattı. Her evren, kendine özgü bir animasyon stiline sahip; Miles’ın evreninin hip-hop etkileşimli pop art stilinden, Gwen’in sulu boya ve punk estetiğine, Spider-Man India’nın canlı renklerinden Spider-Punk’ın punk rock fanzin havasına kadar her kare bir sanat eseri. Bu görsel zenginlik, filmin çoklu evren konseptini bir sanat şölenine dönüştürüyor. Hızlı temposu, zekice diyalogları ve aksiyon sahneleriyle birleşerek nefes kesiyor. Animasyonun sınırlarını zorlayan bu teknikler, daha sonra Hollywood’daki diğer animasyon stüdyolarına da ilham kaynağı oldu.
Miles Morales’in hikayesi, genç bir bireyin kendi yolunu bulma, ailesinin beklentileriyle kahramanlık sorumlulukları arasında denge kurma mücadelesini işler. Filmin ana temalarından biri, “kader” ve “seçim” arasındaki çatışma. Miles, Spider-Man’lerin ortak “kanonik olaylar” döngüsünü kırmak ve kendi yolunu çizmek isterken, kahraman olmanın getirdiği yalnızlık ve fedakarlıklarla yüzleşir.
“Across the Spider-Verse,” eleştirel ve ticari anlamda büyük bir başarıya imza attı. Gişede dünya çapında 690 milyon doları aşan hasılatıyla dikkat çekerken, eleştirmenlerden evrensel övgüler aldı. Başta Oscar’da En İyi Animasyon Filmi kategorisi olmak üzere birçok prestijli ödülün güçlü adayı oldu ve birçok eleştirmen tarafından “tüm zamanların en iyi animasyon filmlerinden biri” olarak nitelendirildi.
7- The Prestige (Prestij)
- IMDb: 8.5
- Yönetmen: Christopher Nolan
- Oyuncular: Christian Bale, Hugh Jackman, Scarlett Johansson
- Tür: Tarihi Drama, Trajedi, Gizem, Gerilim
- Yapım Yılı: 2016
İzleyiciyi zihinsel bir labirentin içine çeken “The Prestige” (Prestij), hırsın, takıntının, fedakarlığın ve rekabetin insan ruhunu nasıl dönüştürdüğünü anlatan, çarpıcı ve akıllara kazınan bir başyapıt. Christopher Priest’in aynı adlı romanından uyarlanan film, 19. yüzyıl Londra’sında, iki yetenekli sahne sihirbazı Robert Angier ve Alfred Borden arasındaki yıkıcı rekabeti konu alır. Bir trajik olayın ardından başlayan bu rekabet, her ikisini de en iyi illüzyon için her şeyi feda etmeye iter, hatta kendi hayatlarını bile.
Nolan, filmi tipik doğrusal olmayan anlatım tarzıyla kurgulayarak, izleyiciye bir sihirbazlık gösterisinin aşamalarını hatırlatır: Söz, Dönüş ve Prestij. Her sahne, bir sonraki gizemi çözmek için bir ipucu sunarken, aynı zamanda yeni sorular ortaya çıkarır. Filmin atmosferi, Viktorya dönemi Londra’sının gotik ve bilimsel merakını yansıtır. Elektriğin ve yeni icatların yükselişi, özellikle Nikola Tesla’nın filmdeki rolüyle, bilimin ve teknolojinin illüzyonla nasıl iç içe geçebileceğini gösterir. Film, izleyiciyi sürekli “gördüğün şeye inanma” yanılsamasına sürükleyerek, zihin oyununu en üst seviyede oynar.
Filmin sonundaki şaşırtıcı ve karanlık “twist” (dönüm noktası), yayınlandığı dönemde izleyiciler arasında uzun süre konuşulmuş, sinema tarihinin en unutulmaz sürpriz finallerinden biri haline gelmişti.
“The Prestige,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarı elde etti. 2007 Oscar Ödülleri’nde En İyi Görüntü Yönetimi ve En İyi Sanat Yönetimi dallarında aday gösterildi. Gişede de başarılı olan film, Nolan’ın karmaşık hikaye anlatımına olan hakimiyetini bir kez daha kanıtladı.
Scarlett Johansson’ın kariyerindeki en etkileyici 10 filmi keşfetmek için tıklayın.
6- Whiplash
- IMDb: 8.5
- Yönetmen: Damien Chazelle
- Oyuncular: Miles TellerJ., K. Simmons, Melissa Benoist
- Tür: Dram, Müzik
- Yapım Yılı: 2014
Müzik tutkusunun sınırlarını zorlayan “Whiplash,” hırsın, mükemmeliyet arayışının ve dehanın acımasız bedelinin çarpıcı bir portresini çizen, gerilimi yüksek ve nefes kesici bir başyapıt. Film, New York’taki prestijli Shaffer Konservatuvarı’nda davulcu olan hırslı Andrew Neiman’ın, acımasız ve zorba caz eğitmeni Terence Fletcher’ın stüdyo grubuna seçilmesiyle başlayan, psikolojik işkenceye dönüşen mentor-öğrenci ilişkisini konu alır.
“Whiplash,” izleyiciyi caz orkestrasının içine çekerek, müziğin notalardan ibaret olmadığını, acı, ter ve kanla yoğrulmuş bir mücadele olduğunu gösterir. Fletcher’ın öğrencilerini potansiyellerinin son sınırına kadar itmek için kullandığı psikolojik taciz, hakaretler ve aşağılamalar, izleyicide hem öfke hem de bir tür hayranlık uyandırır. Film, “iyi bir iş” ile “gerçek deha” arasındaki farkı sorgularken, bu dehanın ortaya çıkması için ne kadar ileri gidilebileceği üzerine etik bir tartışma başlatır. Filmdeki davul sahneleri, inanılmaz bir enerji ve gerçekçilikle çekilmiş. Miles Teller’ın davul yeteneğinin de bu sahnelerin inandırıcılığına katkısı var. Teller, rolü için aylar süren yoğun davul eğitimleri aldı, hatta bazı sahnelerde gerçek kanının aktığı bile biliniyor.
J.K. Simmons’ın Terence Fletcher olarak sergilediği performans, kariyerinin zirvesi. Sinema tarihinin en ikonik ve korkutucu öğretmen karakterlerinden biri olarak anılır. Finaldeki Andrew ve Fletcher arasındaki müzikal düello ise, sinema tarihinin en gergin ve doyurucu finallerinden biri olarak kabul edilir.
“Whiplash,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarı elde etti. 2015 Oscar Ödülleri’nde 5 dalda aday gösterilen film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (J.K. Simmons), En İyi Kurgu ve En İyi Ses Miksajı dallarında Oscar kazandı. Ayrıca Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü ve Seyirci Ödülü’nü kazanarak bağımsız sinema arenasında da büyük yankı uyandırdı.
5- The Departed (Köstebek)
- IMDb: 8.5
- Yönetmen: Martin Scorsese
- Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Matt Damon, Jack Nicholson
- Tür: Dram, Gangster, Suç, Gerilim
- Yapım Yılı: 2006
Sinema tarihine geçen bir suç-gerilim klasiği olan “The Departed” (Köstebek), güvenin, ihanetin, kimlik krizinin ve doğru ile yanlış arasındaki bulanık çizginin portresini çizen, nefes kesici bir başyapıt. Hong Kong yapımı “Infernal Affairs” filminden uyarlanan yapım Boston’da geçer ve birbirini avlamaya çalışan iki “köstebeğin” hikayesini anlatır: Biri, mafya babası Frank Costello’nun çetesine sızan eyalet polisi Billy Costigan; diğeri ise polise sızan Costello’nun adamı Colin Sullivan. Bu ikili, kendi kimliklerini korumaya çalışırken, birbirlerini deşifre etmek için zamana karşı yarışır.
Film, izleyiciyi sürekli gerilim ve paranoya atmosferine sokar. Billy’nin mafya içinde, Colin’in ise polis teşkilatında yaşadığı stres ve kimlik krizleri, filmin ana gerilimini oluşturur. Scorsese, bu iki karakterin çatışmalarını, hızla değişen kurgu, sert diyaloglar ve müzik seçimleriyle (Rolling Stones’tan “Gimme Shelter” gibi) işler. Boston’ın karanlık, suç dolu arka sokakları ve polisin dünyası, filmin atmosferini pekiştirir. Filmin “köstebek avı” konsepti, izleyiciyi kimin kime güveneceğini sorgulatan, zekice kurgulanmış bir satranç oyununa dönüştürür.

Leonardo DiCaprio’nun sergilediği performans, bir polis memurunun yeraltı dünyasındaki akıl sağlığı mücadelesini ve yaşadığı paranoyayı inanılmaz bir yoğunlukla yansıtır. DiCaprio’nun bu rolü, kariyerindeki en güçlü performanslardan biri olarak kabul edilir. Nicholson’ın doğaçlamaları ve ikonik anları, filmin unutulmaz sahnelerini oluşturur.
“The Departed,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarı elde etti. 2007 Oscar Ödülleri’ne damgasını vurarak, En İyi Film, En İyi Yönetmen (Martin Scorsese), En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Kurgu dallarında Oscar kazandı. Scorsese’nin uzun bekleyişinin ardından kazandığı ilk “En İyi Yönetmen” Oscar’ı olmasıyla da tarihi bir anı işaret eder. Film, gişede de başarılı olarak 290 milyon dolardan fazla hasılat yaptı.
Sinema tarihini yeniden yazan Martin Scorsese’nin hayatını, filmografisini ve az bilinen detaylarını keşfetmek için tıklayın.
4- Parasite (Parazit)
- IMDb: 8.5
- Yönetmen: Bong Joon Ho
- Oyuncular: Song Kang-ho, Lee Sun-kyun, Cho Yeo-jeong
- Tür: Kara Komedi, Gerilim, Trajedi
- Yapım Yılı: 2019
Dünya sinemasında çığır açan “Parasite” (Parazit), toplumsal sınıf farklılıklarını, kapitalizmin acımasız yüzünü ve insan doğasındaki karanlık derinlikleri keskin bir dille ele alan, şaşırtıcı ve unutulmaz bir başyapıt. Güney Kore yapımı bu film, yoksul Kim ailesinin, zengin ve naif Park ailesinin hayatına sızmasını ve ardından gelişen olayları konu alır. Başlangıçta komik ve zekice bir soygun hikayesi gibi ilerlese de, giderek daha karanlık, gerilimli ve trajik bir hal alır.
Bong Joon-ho, filmi türler arasında gezinen bir yapıya oturtur; başlangıçtaki kara mizah, yerini giderek artan bir gerilime ve sonunda şok edici bir trajediye bırakır. Film, zenginlerin rahat ve steril dünyası ile yoksulların rutubetli, yer altı yaşamları arasındaki tezatlığı, görsel ve metaforik olarak kusursuzca işler. Park ailesinin lüks evinin mimarisi, sınıfsal ayrımın bir sembolü haline gelirken, “koku” metaforu da yoksulluğun ve sınıfın görünmez ama derinden hissedilen sınırlarını vurgular. Film, “kimin parazit olduğu” sorusunu, her iki sınıfın da birbirine bağımlılığı üzerinden sorgulatır ve kapitalist sistemin ironisini ortaya koyar.
“Parasite,” uluslararası alanda büyük bir başarıya imza attı ve sinema tarihinde bir ilke imza attı. 2020 Oscar Ödülleri’ne damgasını vurarak, En İyi Film, En İyi Yönetmen (Bong Joon-ho), En İyi Uluslararası Film ve En İyi Özgün Senaryo dallarında Oscar kazandı. Böylece ilk kez İngilizce olmayan bir film “En İyi Film” Oscar’ını kazanmış oldu. Ayrıca Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan ilk Güney Kore filmi olması ve Altın Küre ile BAFTA dahil olmak üzere sayısız ödül alması, filmin evrensel başarısını perçinledi.
3- Interstellar (Yıldızlararası)
- IMDb: 8.7
- Yönetmen: Christopher Nolan
- Oyuncular: Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain
- Tür: Macera, Uzay
- Yapım Yılı: 2014
Bilim kurgu sinemasının sınırlarını yeniden tanımlayan “Interstellar” (Yıldızlararası), aşkın, fedakarlığın, insanlığın hayatta kalma mücadelesini ve zamanın göreceliğini işleyen bir başyapıt. Gezegenimizin yaşanamaz hale geldiği yakın gelecekte geçen film, insanlığa yeni bir yuva bulmak amacıyla solucan deliğinden geçerek bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkan Cooper liderliğindeki bir grup astronotun hikayesini anlatır.
Nolan, filmde gerçekçi bilimsel teorileri (özellikle astrofizik ve görelilik) ve insani duyguları birleştirir. Kara deliklerin, solucan deliklerinin ve farklı gezegenlerin görsel tasarımları, filmi bilim kurgu türünde bir görsel şölen haline getirir.
Filmde Kip Thorne gibi teorik fizikçilerle çalışılarak senaryonun bilimsel doğruluğuna büyük önem verildi. Filmin en çarpıcı yanlarından biri, zamanın göreceliği ilkesini kullanarak, Cooper’ın uzaydaki kısa süresinin Dünya’da yıllara bedel olması. Bu durum, filmin duygusal yükünü artırıp baba-kız ilişkisinin gücünü vurguluyor. Hans Zimmer’ın ikonik ve duygusal müziği, özellikle org kullanımıyla, filmin epik ve melankolik atmosferini tamamlanıyor.
“Interstellar,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarı elde etti. Gişede dünya çapında 700 milyon doları aşan hasılatıyla dikkat çekerken, eleştirmenlerden de genel olarak olumlu yorumlar aldı. 2015 Oscar Ödülleri’nde 5 dalda aday gösterildi ve En İyi Görsel Efekt dalında Oscar aldı. Özellikle görsel efektleri, yönetmenliği, oyunculukları ve Zimmer’ın müziği büyük övgü topladı.
2- Inception (Başlangıç)
- IMDb: 8.8
- Yönetmen: Christopher Nolan
- Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Joseph Gordon-Levitt, Elliot Page
- Tür: Aksiyon, Macera
- Yapım Yılı: 2010
İzleyicinin zihnini bulmacaya dönüştüren “Inception” (Başlangıç), rüyaların, bilinçaltının ve gerçeklik algısının sınırlarını zorlayan, çok katmanlı bir başyapıt. Film, başkalarının rüyalarına girerek fikir çalan veya fikir eken (başlangıç yapan) uzman bir hırsız olan Dom Cobb’un son ve en zor görevini konu alır: Bir fikri çalmak yerine, bir şirkete fikir ekmek. Bu görev, Cobb’a geçmişinin hayaletleriyle yüzleşme ve kaybettiği hayatını geri kazanma şansı sunar, ancak rüyaların katmanları derinleştikçe gerçeklik de giderek bulanıklaşır.
Nolan, filmi karmaşık bir kurguyla, rüya katmanları arasında geçişler yaparak inşa eder. Her katman, kendine özgü fizik kuralları ve tehlikelerle dolu bir dünya yaratırken, izleyiciyi de karakterlerle birlikte bu paralel gerçekliklerde yolculuk yapmaya davet eder. Filmin temel konsepti olan “başlangıç” (inception), bir fikrin bilinçaltına ekilmesi ve bunun nasıl bir gerçekliğe dönüşebileceği üzerine düşündürür. Ağırlıksız dövüş sahneleri, Paris’in bükülen sokakları ve sonsuz merdivenler gibi görsel efektler, izleyicinin zihninde unutulmaz anlar yaratır. Hans Zimmer’ın müziği, özellikle Edith Piaf’ın “Non, je ne regrette rien” şarkısının filmdeki “kick” anlarıyla senkronize kullanımı, filmin gerilimini ve duygusal derinliğini pekiştirir.
“Inception,” eleştirel ve ticari anlamda büyük başarıya imza attı. Gişede dünya çapında 800 milyon doları aşan hasılatıyla dikkat çekerken, eleştirmenlerden de evrensel övgüler aldı. 2011 Oscar Ödülleri’nde 8 dalda aday gösterildi ve En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı ve En İyi Görsel Efekt dallarında Oscar kazanarak teknik mükemmelliğini kanıtladı. Ayrıca, Altın Küre ve BAFTA dahil birçok prestijli ödülün de sahibi oldu. Filmin sonundaki meşhur “dönüyor mu, duruyor mu?” topaç sahnesi, sinema tarihinde en çok tartışılan ve üzerine teoriler üretilen finallerden biri…
1- The Dark Knight (Kara Şövalye)
- IMDb: 9.1
- Yönetmen: Christopher Nolan
- Oyuncular: Christian Bale, Heath Ledger, Aaron Eckhart
- Tür: Aksiyon, Süperkahraman, Trajedi, Gerilim
- Yapım Yılı: 2008
Ssüper kahraman sinemasını bambaşka bir boyuta taşıyan “The Dark Knight” (Kara Şövalye), iyilik ve kötülük arasındaki ince çizgiyi, kaosun doğasını ve kahramanlığın bedelini sorgulayan, tüm zamanların en etkileyici ve unutulmaz başyapıtlarından. Batman’in Gotham Şehri’ni suçtan arındırmak için verdiği mücadelede, şehrin düzenini kaosa sürüklemeye yeminli, anarşist dahi Joker’le yüzleşmesini konu alır. Film, modern toplumun ahlaki çürüyüşünü ve düzenin ne kadar kolay bozulabileceğini gözler önüne serer.
Nolan, filmi karanlık, gerçekçi ve cesur bir tonla işler. Gotham Şehri, Batman’in iç çatışmalarının yansıması gibi, yozlaşmış ve umutsuz bir yer olarak tasvir edilir. Aksiyon sahneleri, inanılmaz bir gerçekçilik ve yoğunlukla çekilmiş olup, CGI’dan ziyade pratik efektlerin kullanımıyla daha da etkileyici hale gelmiştir. Özellikle banka soygunu sahnesi ve Joker’in kalem numarasını yaptığı sahne, sinema tarihinde ikonikleşen, gerilimi doruk noktasına çıkaran anlar. Film felsefi diyalogları ve karakterlerin psikolojik derinlikleriyle de izleyiciyi düşündürür. Batman’in “Kahraman olmaya gerek yok, canavar olmaya da… sadece dengeyi bulmak lazım” gibi sözleri, filmin temel felsefesini yansıtır.

Heath Ledger’ın Joker olarak sergilediği performans sinema tarihinin en ikonik kötü karakter yorumlarından biri olarak kabul edilir. Ledger’ın bu role hazırlanmak için aylarca yalnız kalması ve bir günlük tutması gibi detaylar, performansının ne kadar derinlemesine olduğunu gösterir.
“The Dark Knight,” eleştirel ve ticari anlamda devasa bir başarıya imza attı. Gişede 1 milyar doları aşan hasılatıyla dikkat çekerken, eleştirmenlerden evrensel övgüler aldı. 2009 Oscar Ödülleri’nde 8 dalda aday gösterildi ve Heath Ledger’a En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ile En İyi Ses Kurgusu dallarında Oscar kazandırdı. “En İyi Film” dalında aday gösterilmeyen bir süper kahraman filmi olması o dönemde büyük tartışmalara yol açtı ve bu durum Akademi’nin “En İyi Film” kategorisi kurallarını değiştirmesine neden oldu.
Kapak Görseli: iStock


