white banner

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: BASE İstanbul 2025’te Unutulmazlar Arasına Giren 7 Eser

01.12.2025
OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: BASE İstanbul 2025’te Unutulmazlar Arasına Giren 7 Eser

Yazı Boyutu:

Genç sanatçıların eserlerine yer veren Base İstanbul 2025’te gördük ki, özgün malzemeler ve beklenmedik tekniklerle çalışan yeni nesil, en güncel sosyal ve bireysel meseleleri eserlerine cesurca taşıyor.

İstanbul’un genç sanat sahnesinin nabzını tutan ve her yıl kendini aşan Base İstanbul, 2025 edisyonunda çıtayı daha da yukarı taşıyor. Ritz Carlton’ın üç katına yayılan bu dev seçkide, genç sanatçıların özgün ve kuvvetli mesajlar içeren eserleri, izleyiciyi derin bir düşünce yolculuğuna çıkarıyor. Bu yılki dikkat çekici işbirlikleri kapsamında, Trendyol ortaklığıyla Romanya’dan genç sanatçıların çalışmaları da yer alırken geçen yılın yıldız isimlerinin eserleri de sergideki süreklilik ve gelişimi gözler önüne seriyor. Küratör Derya Yücel’in belirlediği “Sınırlar ve Olasılıklar” ana başlığında genç yetenekler kendi sanat pratiklerinden yola çıkarak sanat tarihinin temel konuları olan doğa, beden ve kimliküçgenini benzersiz bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Sanatın gücünü ve potansiyelini bir kez daha kanıtlayan Base 2025’ten benim için unutulmazlar arasına giren seçkiyi, siz sanat okuyucuları için bu yazıda bir araya getirdim.

Ayşegül Karababa’dan “Varlık ve Kırılganlık”

Eser Adı: “Burada mısın?

 Varlık ve Kırılganlık

Base 2025 seçkimde beni ilk olarak durduran eserlerden biri, Sinoplu genç sanatçı Ayşegül Karababa’nın “Burada mısın?” başlıklı çalışması oldu. Eser, duvardaki bir askılığa asılmış, bakır telin zarif kıvrımlarıyla oluşturulmuş ve aralarına titizlikle yerleştirilmiş şeffaf cam parçacıklarından meydana gelen, neredeyse bir giysi formunu andıran soyut bir figür. Karababa, camın kırılganlığını ve bakır telin bükülebilirliğini ustaca harmanlayarak, izleyiciyi varlık ve yokluk arasındaki o ince çizgi üzerine düşünmeye davet ediyor.

Bu yarı şeffaf form; bir bedenin boşluğunu ya da sessizce var olan bir ruhu çağrıştırıyor. Eserin yarattığı sessiz ama etkileyici atmosfer, varoluşun narin doğasını ve insanlığın kırılganlığını nazikçe hatırlatıyor.

Sümeyye Bıyıklı’dan “Doğanın Döngüsü: “Nüfuz”

Eser Adı: “Nüfuz”

Base 2025’in “Beden ve Kimlik” ana temasını en organik ve en dokunaklı şekilde ele alan eserlerden biri, Karabük’ten gelen Sümeyye Bıyıklı’nın “Nüfuz” adlı yerleştirmesi. Bıyıklı, eserinde doğrudan doğanın kendi malzemesini, yani ağaç kabuklarını bir giysi formuna dönüştürüyor. Sanatçı, bu çalışma aracılığıyla bedenin geçiciliği ile doğanın durmak bilmeyen sürekli dönüşümü arasındaki köklü ve kaçınılmaz ilişkiyi sorguluyor. Ağaç kabuklarından yapılmış bu form, insan derisine bir gönderme yaparken ayaklarının dibindeki dökülmüş kabuk yığını ise bedenin nihai olarak doğaya karışmasına dair güçlü bir metafor sunuyor.

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: BASE İstanbul 2025’te Unutulmazlar Arasına Giren 7 Eser

Sanatın Otoritesine Tığ İşi Bir Eleştiri

Eser Adı: “It is not art until a man says it is”

It is not art until a man says it is

Seçkimizi, toplumsal cinsiyet ve sanat tarihi üzerine keskin bir eleştiri getiren, bu yılın en çok konuşulan işlerinden biriyle sürdürüyoruz. İstanbullu genç sanatçı Yağmur Koçoğlu’nun “It is not art until a man says it is” (Bir erkek ‘sanat’ diyene kadar sanat değildir) başlıklı eseri, izleyicinin karşısına doğrudan bir manifesto olarak çıkıyor. Koçoğlu, eleştirisini aktarmak için seçtiği tığ işi (örgü) tekniğiyle çarpıcı bir ironi yaratıyor.

Geleneksel olarak kadın emeği ve ev içi pratiklerle ilişkilendirilen bu teknikle yazılan metin, sanatın tarihsel olarak erkek figürler tarafından tanımlandığı ve kadın emeğinin “zanaat” kategorisine itildiği durumu sorguluyor. Koçoğlu’nun bu net ve cesur cümlesi, sanatın tanımı üzerindeki otoriter erkek tahakkümüne güçlü bir meydan okuma sunuyor.

Toplumsal Baskının Kırılgan Zırhı: Korse

Eser Adı: “Korse”

Base 2025 seçkisinde, bedenin toplumsal beklentiler karşısındaki durumunu ele alan en zarif ancak en keskin işlerden biri Ceren Nur Piroğlu’na ait. Sanatçının “Korse” başlıklı porselen heykelleri, kadın bedeni üzerindeki toplumsal baskıları ve katı beklentileri somutlaştırıyor. Piroğlu, kadın figürünü tarihten günümüze şekillendiren korseyi, bir metafor olarak kullanıyor. Eserin ana malzemesi olan porselenin seçimi, kavramsal gücü katlıyor.

Toplumsal Baskının Kırılgan Zırhı: Korse

Porselenin doğasındaki yüksek kırılganlık, kadından beklenen idealize edilmiş güzellik ve duygusallık ile toplumsal baskının yıkımını aynı anda ifade ediyor. Sanatçı, korseyi iskeletsel bir yapıda bırakarak, baskının nesnesinin (kadın bedeninin) aslında boşluğa hapsolmuş bir beklenti olduğunu vurguluyor.

Merve Kafa’nın “Paradoks” Eseri: Gücün Temelini Kemirenler

Eser Adı: “Paradoks”

“Paradoks”

Seçkideki en çarpıcı ve sembolik işlerden biri, izleyiciyi toplumsal hiyerarşi ve iktidarın kırılganlığı üzerine düşünmeye davet ediyor. Mersinli genç sanatçı Merve Kafa’nın “Paradoks” başlığıyla sunduğu bu heykel, otoritenin görkemini ve aynı zamanda çöküşünü ustaca bir araya getiriyor. Parlak taşlarla bezenmiş zarif bir taç (iktidarın en yüksek sembolü), beton kaide üzerine yerleştirilmiş. Ancak eserdeki asıl dram, kaidenin yüzlerce karınca figürü (kolektif ve yıkıcı güç) tarafından sarılıp, adeta içten içe kemirilmesiyle yaşanıyor.

Karıncaların zemine yayılan izdihamı, iktidarın temelinin halkın ya da doğanın kaçınılmaz gücü karşısında ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor. Eserin adı olan “Paradoks” ise bu zıtlığı, yani yüceliğin içindeki çürümeyi ve gücün kırılganlığını tam olarak özetliyor.

Cemil Arslandan “Tükenmişlik Serisi”: “Eğitim Çıkmazı”

Eser Adı: “Tükenmişlik Serisi”

Seçkimizin bu bölümünde, toplumsal baskıyı ve sistemin yarattığı tükenmişliği en çarpıcı şekilde görselleştiren bir resim serisine yer veriyoruz. Ankaralı genç sanatçı Cemil Arslan‘ın “Tükenmişlik Serisi” başlıklı çalışması, ülkemizdeki ÖSYM merkezli sınav sistemine dair keskin ve bezgin bir eleştiri sunuyor.

“Tükenmişlik Serisi”

İki büyük tuvalden oluşan bu diptik, hiper-gerçekçi bir teknikle boyanmış. Bir yanda metalik kalemtıraş yığınları; diğer yanda ise üzerinde ÖSYM yazan, kısacık ve kör uçlu kalem ve kalemler yığılı. Arslan, bu nesnelerin monoton ve sonsuz tekrarını kullanarak genç neslin yıllar süren, tekrarlanan ve yorucu bir döngüye hapsolmuşluğunu gözler önüne seriyor. Bu yığınlar, aynı zamanda emeklerin birikmiş yorgunluğunu ve eğitim sisteminin çıkmazını izleyiciye büyük bir kuvvetle hissettiriyor.

İlayda Çorludan Ailede Görünen ve Görünmeyen Tahribat

Eser Adı: “Tahribat Serisi”

“Tahribat Serisi”

Seçkimizi, bireysel kimliğin oluşumundaki en hassas ve karmaşık alana, yani aile ve ev içine odaklanan, duygusal derinliği yüksek bir eserle kapatıyoruz. İlayda Çorlu’nun “Tahribat Serisi”, MDF üzerine akrilik boya ve toprakkullanarak görünmez psikolojik yaraları somutlaştırıyor.

Çorlu, bireysel kimliğin mikro düzeyde üretildiğini ancak ataerkil düzende bu yapının, yalnızlık, kısıtlamalar ve psikolojik tahribat gibi yıkıcı sonuçlar doğurarak paradoksal bir “ailesizlik” hissi yarattığını savunuyor. Eserin yüzeyine yedirilmiş toprak elementi, bu kişisel yıkımın ne kadar köklü ve fiziksel olduğunu vurgularken aynı zamanda tahribatın kalıcılığına ve bir yara izine dönüşmesine işaret ediyor. Sanatçı, sıcak bir yuva olması beklenen aile yapısının, birey üzerindeki kısıtlayıcı etkilerini ve yarattığı yalnızlığı cesurca ifşa ediyor.

Genç Sanatla Yeniden Çizilen Sınırlar

Base İstanbul 2025, bu 7 eserde de gördüğümüz gibi, küratör Derya Yücel’in belirlediği “Sınırlar ve Olasılıklar” çerçevesini, beklenmedik malzemeler ve özgün anlatım dilleriyle dolduruyor. Cam ve porselenin kırılganlığından tığ işinin ironisine, hiper-gerçekçi resimden karıncaların istilasına kadar, genç sanatçılar hem kişisel hem de toplumsal dertlerini büyük bir kuvvetle dile getiriyor. Ritz Carlton’ın ilk üç katına yayılan bu dev sergide, benim seçkime sığdıramadığım onlarca etkileyici yerleştirme ve eser daha bulunuyor. Genç kuşağın cesareti ve yeteneği, sanatın sadece var olanı yansıtmadığını, aynı zamanda geleceği sorgulayan ve dönüştüren bir güç olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu sene Base İstanbul’u gezmek, sadece sanata değil, aynı zamanda Türkiye’nin yeni sanatsal vizyonuna bizzat tanıklık etmek demek.

Feride Çelik
Feride Çelik Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için