Opera, tiyatro ve resim alanlarında bıraktığı izlerle Türkiye sanat tarihinin aykırı figürlerinden biri olan Semiha Berksoy, disiplinli üretimi ve kişisel üslubuyla tek bir kategoriye sığmayan bir kariyer kurdu. Şimdi ise Berksoy’un çok yönlü üretimlerini bir araya getiren “Tüm Renklerin Aryası” başlıklı sergisi, 22 Ocak 2026’da açıldı ve 6 Eylül 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek.
Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçısı Semiha Berksoy, sahneyle tuval arasında kurduğu güçlü bağ sayesinde hem görsel sanatlarda hem sahne sanatlarında kendine özgü bir yer açtı. Opera eğitimi, tiyatro çalışmaları ve resim pratiğini aynı düşünsel zeminde buluşturdu. Bu çok yönlü yaklaşım, onu yalnızca döneminin değil, Türkiye sanat tarihinin gelmiş geçmiş en dikkat çeken isimlerinden biri hâline getirdi. “Tüm Renklerin Aryası” sergisi, Berksoy’u sevenleriyle ve ilk kez tanımak isteyenler için 6 Eylül 2026’ya kadar ziyarete açık olacak.
İstanbul Modern – Tüm Renklerin Aryası Sergisi – Semiha Berksoy

- Yer: İstanbul Modern – Karaköy
- Tarih: 22 Ocak 2026 – 6 Eylül 2026
- Ziyaret Saatleri: Salı, Çarşamba, Perşembe, Cumartesi, Pazar 10.00–18.00 | Cuma 10.00–20.00
- Instagram: istanbulmodern

“Tüm Renklerin Aryası”, Semiha Berksoy’un sahne sanatlarından görsel sanatlara, sinemadan edebiyata uzanan üretimini bir araya getiriyor. Sanatçının opera, tiyatro, resim ve edebiyat arasında kurduğu özgün ilişkiler, 200’ü aşkın yapıt aracılığıyla izleyiciye aktarılıyor.
İstanbul’daki sergilere göz atmayı unutmayın!
Semiha Berksoy Kimdir?

Semiha Berksoy, Türkiye’nin uluslararası alanda tanınan ilk sanatçılarından biri olarak Cumhuriyet döneminin simge isimleri arasında yer alır. Opera, tiyatro, sinema ve resim alanlarında aynı anda varlık gösteren Berksoy, sesli ilk Türk filmi “İstanbul Sokakları”nda oynadı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle sahnelenen ilk Türk operasında yer aldı.
Ankara Devlet Opera ve Balesi repertuvarındaki temel eserlerin ilk sahnelenişlerinde sahneye çıkan sanatçı, 1939 yılında Berlin’de Ariadne auf Naxos operasında başrol üstlenerek Batı Avrupa’da sahne alan ilk Türk opera sanatçısı olarak anıldı. Görsel sanatlarla da kesintisiz bir bağ kuran Berksoy, eserleriyle uluslararası sergilere katıldı ve sanatın farklı alanlarında gerçekleştirdiği öncü adımlar sayesinde “ilklerin kadını” olarak tanındı.
Başlangıç ve Yükseliş

Semiha Berksoy, 1930 yılında Darülbedayi Tiyatro Okulu’na kabul edilerek sahne hayatına adım attı. Tiyatro sahnesine ilk kez Yaşayan Kadavra oyununda küçük bir rolle çıktı. 1931’de Muhsin Ertuğrul’un yönettiği İstanbul Sokakları filminde rol aldı; sesli ilk Türk filmi olan bu yapım için Paris’e gittiği dönemde opera ile ilk kez yakından tanıştı.
1930’ların başında Darülbedayi ve Şehir Tiyatrosu bünyesinde pek çok oyun ve operette sahne aldı; Kafatası, Hile ve Sevgi, Güneş Batarken, Deli Dolu ve Lüküs Hayat bu dönemin öne çıkan yapımları arasında yer aldı. Tiyatro Mektebi’nden mezun olan tek kadın öğrenci olarak dikkat çeken Berksoy, bir süre Şehir Tiyatrosu kadrosu dışında kaldıktan sonra operet sahnesinde ün kazandı.
Aynı yıllarda Nâzım Hikmet ile kurduğu yakın ilişki, sahne ve sinema çalışmalarını da etkiledi; şairin senaryosunu yazdığı Söz Bir Allah Bir filminde rol aldı ve kendisi için yazılan Bir Rüyadır oyununda başrol üstlendi.
Görsel: Cumhuriyet Gazetesi, 17 Temmuz 1931. İBB Atatürk Kütüphanesi koleksiyonundan.
Berksoy’un üretimi disiplinler arasında kesintisiz bir geçişle ilerledi. Opera sahnesindeki dramatik kurgu, resimlerinde figür ve kompozisyon anlayışını besledi. Tiyatro çalışmaları sahne bilincini derinleştirdi; yazı ve çizim pratiği ise bu çok katmanlı yapıyı tamamladı. Üretim çizgisi dönemlere ayrılmak yerine kişisel bir süreklilik içinde gelişti.
Türkiye’de ilkleri başarmış isimlerle tanışın.
Opera Kariyeri ve İlkler

Semiha Berksoy, opera alanında aldığı eğitimi ve sahneye taşıdığı yaklaşımıyla Türkiye sanat tarihinde öncü bir konum edindi. Genç yaşta başladığı müzik eğitimi, onu kısa sürede sahne sanatlarının merkezine taşıdı.
İstanbul Konservatuvarı’nda şan eğitimi aldıktan sonra, Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördü. Ardından devlet bursu kazanarak Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi Opera Bölümü’ne gitti. Buradaki eğitimi sırasında sahne, beden ve ses ilişkisini merkeze alan bir yaklaşım geliştirdi.
1934 yılında sahnelenen Özsoy Operası’nda “Ayşım” rolüyle yer aldı. Bu yapım, Türkiye’de sahnelenen ilk ulusal opera olarak kabul edilir ve Berksoy’un opera kariyerinde önemli bir eşik oluşturur. Aynı dönem, opera sahnesinde kadın sanatçıların görünürlüğü açısından da belirleyici kabul edilir.
Görsel: İstanbul Modern / Tosca Operası, Semiha Berksoy Floria Tosca rolünde, 1942
Avrupa Sahnesine Açılan Yol
1939 yılında Almanya’da sahnelenen Richard Strauss’un Ariadne auf Naxos operasında Ariadne rolünü üstlendi. Bu performans, onun Avrupa sahnesine çıkan ilk Türk opera sanatçılarından biri olarak anılmasına zemin hazırladı. Uluslararası sahnede yer alması, kariyerinin yalnızca yerel ölçekte ilerlemediğini açık biçimde ortaya koydu.
Opera repertuvarında Tosca ve Madame Butterfly gibi önemli yapımlar da yer aldı. Rol yorumlarında dramatik yoğunluk, mimik ve beden kullanımı öne çıktı. Bu sahne anlayışı, ilerleyen yıllarda resim üretimini de doğrudan etkiledi.
İleri yaşlarında da sahneden kopmadı. 89 yaşındayken New York City Lincoln Center’da Robert Wilson rejisinde sahneye çıktı; Tristan ve Isolde operasından Isolde’nin “Aşk Ölümü” aryasını seslendirdi. İleri yaşında yeniden sahneye çıkması, opera ile kurduğu bağın yaşamı boyunca sürdüğünü gösteren önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir.
Sahne Yaklaşımı
Opera kariyeri yalnızca teknik başarılarla sınırlı kalmadı. Rol yorumlarında beden, mimik ve dramatik yoğunluk belirleyici oldu. Bu yaklaşım, sahnedeki varlığını resimlerine taşıyan temel unsurlardan biri hâline geldi.
Ressam Semiha Berksoy

Semiha Berksoy’un resim pratiği, akademik bir ressamlık çizgisinden çok, kişisel ve içgüdüsel bir üretim alanı olarak şekillendi. Opera ve tiyatro sahnesinde edindiği beden, rol ve duygu bilgisi, resimlerinde temel belirleyici unsur hâline geldi.
Resme erken yaşlarda yönelen Berksoy, Güzel Sanatlar Akademisi’nde aldığı eğitimin ardından, resmi teknik bir ustalık alanı olarak değil, kendini ifade etmenin doğrudan bir yolu olarak ele aldı. Bu nedenle çalışmalarında dönemsel akımlara ya da estetik normlara bağlı kalmadı.
Üslup
Tüylü şapkaları, sahne makyajı ve dikkat çekici giysileriyle özgün bir ifade alanı kurdu. Günlük görünümü ve sahne kimliği, üretimin ayrılmaz bir parçası hâline geldi.
Figür merkezli, doğrudan ve kişisel bir dil oluşturdu. Perspektif, oran ve anatomi kuralları bilinçli biçimde geri planda bırakıldı. Figürler çoğu zaman orantısız, yüzeyler ham ve müdahaleye açık şekilde ele alındı. Bu yaklaşım, resimleri tamamlanmış bir kompozisyondan çok, canlı bir sahne anı gibi okumayı mümkün kıldı.

Temalar
Otoportreler, anne figürü, aşk, ölüm, sahne ve kimlik temaları üretimin merkezinde yer aldı. Kendi yaşamı, aile ilişkileri ve sahne deneyimi resimlerin ana beslenme alanını oluşturdu. Özellikle annesiyle kurduğu bağ, tekrar eden bir imge olarak birçok çalışmasında görünür oldu. Opera rolleri ve sahne kimliği, resimlerde hem figür hem de simge düzeyinde yeniden üretildi.
Teknikler
Tuval üzerine yağlıboya, kâğıt üzerine çizim ve tekstil yüzeyler üzerine yapılan çalışmalar Berksoy’un üretim repertuvarında yer aldı. Boyayı kalın katmanlar hâlinde kullandı; çizgi, renk ve zaman zaman yazıyı aynı yüzeyde bir araya getirdi. “Çarşaf resimleri” olarak anılan işleri, gündelik bir nesneyi doğrudan resim alanına dönüştürmesiyle öne çıktı. Bu üretimler, resim ile sahne arasındaki sınırları bilinçli biçimde bulanıklaştırdı.
Semiha Berksoy’un Eserleri ve Önemli Çalışmaları

Semiha Berksoy’un üretimi opera, tiyatro, sinema ve resim arasında ilerleyen geniş bir alana yayılır. Eserleri ve çalışmaları, kişisel hayatı ile sahne pratiğini iç içe geçiren bir çizgide şekillenir.
Opera ve Sahne Çalışmaları
- Özsoy Operası (1934) – Türkiye’de sahnelenen ilk ulusal operada “Ayşım” rolüyle yer aldı.
- Ariadne auf Naxos – Avrupa sahnesinde Ariadne rolünü üstlendiği opera, kariyerinin dönüm noktalarından biri oldu.
- Tosca – Ankara’daki erken dönem opera temsillerinde sahnelendi.
- Madame Butterfly – Repertuvarında yer alan önemli opera yapımlarından biri.
- Liebestod – İleri yaşında New York’ta sahne aldığı performans, sahneyle bağını yaşamı boyunca sürdürdüğünü gösterdi.
Sinema ve Tiyatro
- İstanbul Sokaklarında (1931) – İlk sesli Türk filmlerinden birinde başrol oynadı
- Söz Bir Allah Bir (1933) – Dönemin önemli sinema yapımlarından biri
- Macun Hokkası, İstanbul Efendisi, Yanlışlıklar Komedyası – Sahne aldığı tiyatro oyunları arasında yer aldı
Resim ve Görsel Sanat Çalışmaları
- Otoportre Serileri – Kendi bedenini, yüzünü ve sahne kimliğini merkeze alan resimler
- Ariadne – Opera rolünü resim diline taşıdığı çalışmalar
- Hapishanede Ziyafet – Figür ve anlatım gücüyle öne çıkan tablolarından biri
- Zümrüdüanka Otoportre – Yeniden doğuş temasını işleyen otoportre
- Çarşaf Resimleri – Tekstil yüzeyler üzerine ürettiği, malzeme seçimiyle ayrışan çalışmalar
- Bursa’da Fatih’in Doğduğu Ev, Yeşil Cami – Devlet Resim Heykel Sergileri’nde yer alan mimari temalı işleri
Bu eserler, Semiha Berksoy’un sahne deneyimini resimle, kişisel hafızayı sanatsal üretimle birleştiren yaklaşımını açık biçimde ortaya koyar.
Ödüller ve Ünvanlar
Semiha Berksoy’un sanat yaşamı, tekil ödüllerden çok, Türkiye sanat tarihinde açtığı alanlar ve kırılma anları üzerinden şekillendi. Opera, tiyatro ve resim alanlarında eş zamanlı üretim yapması, kariyerini belirleyen temel farklardan biri oldu.
- 1984’te T.B.M.M. Başkanlığı Tarafından Berksoy’a “İlk Kadın Opera Sanatçısı” unvanıyla “Atatürk Opera Ödülü” verildi.
- 1998 – Devlet Sanatçısı unvanı aldı.
- Opera ve sahne sanatlarına katkıları nedeniyle farklı dönemlerde çeşitli onur ve davetlerle anıldı.
- Resimleri, yaşamı boyunca ve ölümünden sonra önemli müze ve koleksiyonlarda yer aldı.
2002 yılında UNESCO’nun o yılı Nazım Hikmet yılı ilan etmesi kapsamında sahnelenen Bu Bir Rüyadır operetinde yer aldı. Bu yapımda kendi çarşaf resimleri sahne dekoru olarak kullanıldı.
2003 yılında, kendi sahne yorumunu taşıyan Salome ile Viyana Bienali’nde yer aldı. Bir yıl sonra, Robert Wilson ile birlikte Beethoven Nights adlı yeni bir proje üzerinde çalışırken, 15 Ağustos 2004’te 94 yaşında yaşamını yitirdi.
Semiha Berksoy – Nazım Hikmet İlişkisi

1930’lu yıllarda kurulan yakınlık, Semiha Berksoy ile Nazım Hikmet arasında ciddi bir bağa dönüştü. Hikmet’in senaryosunu yazdığı Söz Bir Allah Bir filminde rol alan Berksoy, kendisi için kaleme alınan Bir Rüyadır oyununda da başrol üstlendi.
Berksoy’un kızı Zeliha Berksoy’un aktardıklarına göre, 1934 yılında sanat üzerinden başlayan ilişki zamanla yoğun bir tutkuya dönüştü. Hatta Berksoy, siyasi baskılara karşın Hikmet’i cezaevinde ziyaret etmeyi sürdürdü. Bu dönemde Berksoy, Berlin Müzik Akademisi’ne gitmeyi seçerek Nazım Hikmet’ten uzaklaştı. Yıllar içinde aşk, güçlü bir dostluğa evrildi ve bu bağ Nazım Hikmet’in ölümüne kadar sürdü. Hikmet’in Berksoy’u “Türk kadın sesinin pırlantası” olarak tanımlaması, ona duyduğu sanatsal hayranlığın ifadesi olarak görülür.
Berksoy, UNESCO’nun 2002’yi Nazım Hikmet yılı ilan etmesi kapsamında sahnelenen Bu Bir Rüyadır operetinde yeniden sahneye çıktı ve bu yapımda kendi çarşaf resimleri dekor olarak kullanıldı.


