İspanya’nın başkenti Madrid, hayatın hiçbir zaman yavaşlamadığı, günün her saatini yaşayan enerjik bir şehir. Madrid seyahat rehberi; en iyi dönem, gezilecek yerler, müzeler, mahalleler, yeme-içme, alışveriş ve otel önerilerini tek yerde topluyor.
Parkları, capcanlı gece hayatı, zengin gastronomi sahnesi, dünya çapında müzeleri ve her bütçeye uygun alışveriş seçenekleriyle Madrid, Avrupa’nın en keyifli kentsel turizm merkezlerinden biri. Şehri hakkıyla gezmek için birden fazla ziyaret gerekiyor çünkü her gelişte Madrid’in farklı bir yüzünü keşfetmek mümkün.
- Madrid’e Neden Gidilir?
- Madrid’e Nasıl Gidilir?
- Oyuncu Aslı İnandık’ın Madrid Önerileri
- Madrid’e Ne Zaman Gidilir?
- Madrid’de Gezilecek Yerler
- Madrid’in Sanat Rotası – Altın Üçgen
- Madrid’in Mahalleleri
- Madrid Alışveriş Rotaları
- Madrid’in En İyi Restoranları
- Madrid’in En İyi Otelleri
- Madrid Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Madrid’e Neden Gidilir?

Güne spor yaparak veya yürüyüşle başlamayı sevenler kendilerini Madrid’in en yeşil kaçış noktası olan Retiro Park’ta bulurken, sanat meraklıları Altın Üçgen olarak da adlandırılan Prado, Reina Sofía ve Thyssen-Bornemisza müzelerinin yolunu tutuyor. Bu müzeler ortaçağ sanatından çağdaş sanata kadar geniş seçkilerin yer aldığı ve dünyaca ünlü başyapıtları barındıran koleksiyonları ile sanat dolu bir yolculuğa çıkıyor.
Yeme-içme konusunda da şehir
cömert; ister ödüllü restoranlarda fine dining tercih edin ister bir tapas barında ayakta pintxos de tortilla atıştırın ya da sokaktaki küçük bistrolarda tinto de verano yudumlayın, Madrid bu konuda kimseyi hayal kırıklığına uğratmıyor.
Spor tutkunları içinse Real Madrid ve Atlético Madrid’in stad turları, coşkulu İspanyol taraftarlar ile birlikte izlenen futbol ve basketbol maçları başlı başına bir macera.
Madrid’i çekici kılan şeylerden biri de turistik noktaları ile yerel yaşamın neredeyse iç içe geçmesi. Bir saray gezisinden çıkıp birkaç dakika sonra çağdaş bir galeride, oradan da tapas barların sıralandığı sıcak bir sokakta bulabiliyorsunuz kendinizi.
Hepsinden öte Madrid’i bizim gözümüzde özel kılan şey; insancıl, şefkatli ve içten yerel halkı. Restoranlardan, toplu taşımaya şehir çocuklara ve çocuklu ailelere adeta kucak açarken, bu hayvan dostu şehirde sokakta köpekleri ile gezen kişi sayısı da sizi hayrete düşürüyor.
Kısacası sanat, mimari, gastronomi, spor, eğlence ve alışveriş… Madrid’de herkes kendine göre bir şey mutlaka buluyor.
Villa Magna’nın Direktörü Charles Morris, Madrid’de gezilecek yerleri, nerede kalınacağını ve ne yenmesi gerektiğini detaylarıyla OGGUSTO’ya anlattı.
Madrid’e Nasıl Gidilir?

İstanbul, Ankara ve İzmir’den Madrid’e THY, Sun Express ve Pegasus’un her gün direkt uçuşları var. Şehrin ana havalimanı olan Barajas’tan da merkeze ulaşım kolay; metro, otobüs ya da taksiyle kısa sürede şehir merkezine varabiliyorsunuz. Taksiler şehir merkezine her yöne sabit fiyat sunarken, uber ve freenow gibi seçeneklerde sık tercih ediliyor.
Şehrin toplu taşıma sistemi de gelişmiş, temiz ve kullanımı kolay. Geniş metro ağı ile şehir içinde neredeyse her tarafa kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz. Otobüsler de engelli, pusetli ve yaşlı yolcular için konforlu. Gece geç saatlere kadar devam eden ulaşım ağı büyük rahatlık sunuyor.
Madrid’in tarihi meydanlarını, renkli sanat sahnesini ve kültürel zenginliklerini keşfetmek için plan yapmaya başladıysanız, uçak biletinizi şimdiden almayı unutmayın!
Oyuncu Aslı İnandık’ın Madrid Önerileri

Görseller: Aslı İnandık
Şu an Madrid’e gitsek ve “Aslı, Madrid’i senin gibi yaşamak istiyorum” desek bize iki üç maddeyle nereleri mutlaka önerirdin?
Rengârenk sokakları, zevkle dizayn edilmiş kafeleri, bitmek bilmeyen gece hayatı ve tüm bunlara rağmen sessiz sakinliğini korumayı başarmış Justicia bölgesinde konaklamanızı,


Midenizi, belki de hayatta yiyebileceğiniz en iyi deniz mahsüllerinin ve müthiş tabakların istilasına hazırlamanızı,
Picasso’nun ünlü tablosu “Guernica”yı ve Salvador Dali eserlerini yerinde görmek üzere Reina Sofia Müzesi’ne bir tam gün ayırmanızı önerirdim!

Bir de Madrid dev parkların şehri malum. Şehrin tam merkezinde olmanıza rağmen sanki uzaklardaymışsınız gibi hissettiren Jardines de Sabatini Parkı’nda bir yürüyüş molası vermeyi unutmayın!
Madrid günlerini düşündüğünde aklına ilk gelen an hangisi?


İlk akşam evden çıktık ve çok merak ettiğimiz lokal restoran Taberna Laredo’ya yürüyerek gitmek istedik. Uzun zamandır hiçbir Avrupa şehrinin Christmas için bu kadar ihtişamlı hazırlandığını görmemiştim açıkçası. Gözlerimizi şehrin, binaların, ağaçların ışıklarından ve süslerinden alamadık. Şehrin ruhu orada aldı bizi: Ne ara 45 dakika yürüdük anlamadık bile. Büyülenmiştik. O akşamı uzun süre aramızda konuştuk.
Avrupa’da birçok şehir varken Madrid için seni “o sırada oraya gitmeye ikna eden” şey neydi?


Ne zaman birisine “Ben iyi yemek yemek için kilometrelerce yol teperim!” desem bana “Madrid’e gittin mi?” diye soruyordu. Gitmemiştim ve artık gitmem şarttı. Evet “Guernica” falan diyorum ama siz bana bakmayın, en büyük motivasyonum Madrid mutfağıydı tabii ki! Erkek arkadaşım da çok istiyordu Madrid’e beraber gitmeyi. Ve birbirimizi ikna etmemiz zor olmadı.
Madrid’in gastronomi sahnesiyle ilk temasın nasıldı? Şehri tanıdıkça yeme-içme alışkanlıkların değişti mi?

Uçaktan iner inmez valizleri bıraktığımız gibi Mercado de San Miguel’e gittik. Akşam Taberna Laredo’ya gideceğimizden kendimizi çok fazla doyurmamalıydık. Mercado de San Miguel yan yana küçük büfelerin, restoranların, bistroların olduğu rengârenk bir açık pazar.
Pazarın içinde yürürken rastgele denk geldiğimiz ve boş bulduğumuz ilk yerde olağanüstü atıştırmalıklar yiyip ağzımıza istiridye atıp bir iki kadeh de şarap içip kendimizi Madrid sokaklarına bıraktık. Burada yediğim her şeyin fragman olduğu düşünülürse şehre dair beklentim epey yükselmişti ve şehir bu beklentimi fazlasıyla karşıladı.

Madrid’de seni gerçekten mutlu eden bir lezzet, tabak ya da mekân oldu mu? “Burayı herkes bilmeli” dediğin birkaç önerin var mı?

Estimar’da yediğim, “Bikini” adını verdikleri füme somonlu, yağlı kremamsı bir sos ve havyarla hazırlanmış minik sandviç tabağını ilk sıraya koyarım. Estimar’ı genel olarak ilk sıraya koyarım aslında, orada yediğimiz her tabak olağanüstüydü desem yeri. Bir de Michelin yıldızlı A’Barra tamamen piyangodan çıktı bize! Hiç kimseden tavsiye almadan, blog okumadan, tamamen kendimiz bulup şans verdik ve bingo! Tatlıları dışında yediğimiz tüm tabakları çok beğendik.
Benim tatlıyla pek aram olmadığından da öyle hissetmiş olabilirim. Harikulade Joselito Ham ile başlangıç yapıp havyar dokunuşlu pırasa tabağından tutun kırmızı karides pirincine ve sonunda yediğimiz çikolata soslu dana etine kadar yediğimiz her şeyden son derece memnun kaldık. Restoranda bizim dışımızda turist yoktu. Belli ki Madrid’li fine-dining severler için pek iyi bir restoran.

Madrid’de hangi kitabı okudun ya da hangi müzikleri dinledin? Şehirle özdeşleşen bir eşlikçin oldu mu?


Giderken uçakta Kurtlarla Koşan Kadınlar’a başlamıştım ama doğrusunu söylemek gerekirse orada elime kitap alamadım bir daha. 🙂 Şehri sevgilimle birlikte gezdiğimizden ve güne başlama/günü bitirme saatlerimiz kendisiyle aynı olduğundan kulağımda kulaklığım yoktu; genelde onunla beraber yürüdük.
Madrid’e tekrar gitsen bu kez neyi farklı yapardın ya da nereye yeniden uğramak isterdin?

Dünyanın en eski restoranlarından biri olan Casa Pedro’ya büyük beklentilerle gitmiştik, şehrin biraz dışında olan Casa Pedro’nun retro ambiyansı çok iyi olsa da yemekleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim; tabii ki belli bir standardın üstünde etler yedik hakkını yemeyeyim ama öyle aklımıza kazınamadı. Kroketleri iyiydi. Ama sanırım Casa Pedro’ya bir daha gitmez, onun yerine bir akşam daha Estimar’da yerdim.
Bir de Madrid’te daha fazla sabaha uyanmak ve şuralara tekrar tekrar gitmek isterdim: Kahvelerine ve kendi yaptıkları ekmeküstü lezzetlerine bayıldığımız Pan y Pepinillos Café, ambiyansına, kahvesine ve kruvasanına bayıldığımız El Galgo ve evimizin hemen yanındaki Bucolico Cafe! Az kalsın unutuyordum; son olarak tesadüfen keşfettiğimiz bir kokteyl bar: Ficus! Buranın hem kokteylleri çok iyi hem de otururken bir botanik bahçesindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Bir floral-kokteyl bar.
Madrid’de yediğin ve hâlâ aklına düştüğünde seni o ana geri götüren bir tat var mı? O yemeği özel kılan neydi?

Taberna Laredo’da yediğimiz karides tempura sanırım. Bir tempura manyağı olarak hayatımda daha iyisini tatmamıştım! Damağımda patlama yaptı resmen! Ve kızartma sonrası mideye miras kalan rahatsızlık hissinden eser yoktu. Bir de ilk akşam yemeğimizi orada yediğimizden sanırım, o akşam pek heyecanlıydık. Bir de tabii Estimar’da yediğimiz her tabak, “hayatımda asla unutamayacağım tabaklar” listeme zirveden giriş yaptı. 🙂
Madrid’i bir tabakla anlatman gerekse sence bu hangi lezzet olurdu?
A’Barra’da yediğimiz kırmızı karidesli pirinç, mürekkep balığı ve safranı buluşturan bir tabak vardı. Madrid’i bu tabakla anlatırdım çünkü İspanyolların meşhur paella’sını hatırlatan leziz bir pirinç yatağı üzerinde, yine İspanya’nın herhangi bir şehrinde ve muhtemelen rastgele oturacağınız bir restoranda bile yemelere doyamayacağınız deniz mahsullerini bir arada yiyorsunuz.

Madrid’e Ne Zaman Gidilir?

Madrid’te kışlar sert ve soğuk geçerken, yazlar ise sıcak geçiyor. Şehri en keyifli haliyle görmek isteyenler için ilkbahar ve sonbahar ayları ideal. Bu dönemlerde sokakları ve mahalleleri keşfetmek ve parklarda vakit geçirmek, ilk kez gidenlere kesin önerim olur.
Madrid’de Gezilecek Yerler

Madrid, Avrupa’nın en hayat dolu başkentlerinden biri olmasının yanı sıra tarihin, sanatın ve modern yaşamın kusursuz bir karışıma dönüştüğü bir şehir. Geniş meydanları, heykellerle bezeli caddeleri, sarayları ve parklarıyla Madrid, gezginine her adımda yeni bir hikaye sunuyor. Şehirde görülecek yerleri gezerken zaman, dönem ve ruh değiştiriyormuş hissine kapılıyorsunuz. İşte Madrid’in mutlaka keşfedilmesi gereken turistik durakları…
Puerta del Sol — Madrid’in Kalbi Burada Atar
Madrid’in kalbi sayılan Puerta del Sol; kentin sosyal, kültürel ve hatta politik nabzının attığı bir buluşma noktası. Ünlü “0 Kilometre” taşı burada bulunuyor ve İspanya yollarının başlangıç noktasını simgeliyor. Aynı zamanda Madrid belediyesinin amblemi haline gelen ağaçtan çilek yiyen ayı heykeli de bu meydanda. Meydana bakan tarihi binalar, karşılıklı konuşuyor gibi hissettiren heykeller ve günün her saati hareketli sokak sanatçıları, burayı Madrid’in en canlı sahnesi haline getiriyor. Gününüzü burada başlatabilirsiniz.
Plaza Mayor — Madrid’in Tiyatral Sahnesi
Puerta del Sol’dan kısa bir yürüyüşle ulaşılan Plaza Mayor, 17. yüzyıldan kalma simetrik mimarisiyle adeta dev bir film setini andırıyor. Bir zamanlar boğa güreşlerinden pazar günlerine kadar birçok etkinliğe ev sahipliği yapan meydan, bugün kahvenizi yudumlayarak Madrid yaşamını izleyebileceğiniz başlıca noktalardan biri. Arkadlar boyunca sıralanmış restoranlar ve sokak ressamları ile Plaza Mayor, kaçırılmaması gereken duraklardan. Plaza Mayor’dan kısa bir yürüyüş ile en turistik ama mutlaka görülmesi gereken pazarı Mercado San Miguel’e de rahatça ulaşabilirsiniz.
Kraliyet Sarayı & Almudena Katedrali — Majestelerinin Mirası

Madrid Kraliyet Sarayı (Palacio Real), ihtişamıyla Avrupa sarayları arasında özel bir yere sahip. Bugün hala resmi törenlerde kullanılan saray, yüzlerce odası, muhteşem tavan süslemeleri, devasa merdivenleri ve tarihi koleksiyonları ile ziyaretçilere kraliyet döneminin zarafetini hissettiriyor.
Tam karşısında yer alan Almudena Katedrali ise neo-gotik ve modern detayların birleşimiyle şehrin ruhani simgelerinden biri. Saray ve katedral arasında yapacağınız kısa yürüyüş ve ikisi arasında yer alan seyir terası bile size Madrid’in tarih boyunca nasıl şekillendiğini gösterir nitelikte.
Madrid seyahatinizde Kraliyet Sarayı ve Almudena Katedrali’ni görmek için önceden biletinizi almayı unutmayın!
Opera Binası (Teatro Real) — Madrid’in Sanat Mabedi
Sarayın hemen yanı başında yükselen Teatro Real, Madrid’in en önemli kültür kurumlarından biri. Dünya çapında ünlü operalara, balelere ve klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapan bina, içeride ve dışarıda etkileyici bir duruşa sahip. Zamanınız olursa, bir akşam gösterisine bilet almanızı tavsiye ediyorum.
Retiro Parkı — Madrid’in Nefesi
Retiro Parkı (Parque del Retiro), Madrid’in en sevilen ve en huzurlu kaçış noktası. Dev gölet üzerinde kayık yapan çiftler, koşu yollarında spor yapan yerel halk, çimlerde kitap okuyan gençler… Şehrin yaşam ritmini en naif haliyle burada görmek mümkün.
Park içinde yer alan ve ne yazık ki şu anda tadilat sebebiyle kapalı olan Palacio de Cristal (Kristal Saray) çağdaş sanat sergilerine ev sahipliği yapan şeffaf mimarisiyle yeniden açıldığında mutlaka görülmeli. Ayrıca park içindeki küçük heykeller, gölgeli patikalar ve tarihi pavyonlar keşif için ideal.
Gran Via — Madrid’in Broadway’i
Madrid’in en hareketli caddesi Gran Vía, devasa tiyatro binaları, Art Deco mimarisi ve büyük mağazalarıyla şehrin modern yüzünü temsil ediyor. Gündüzleri alışveriş için ideal olan bu cadde, akşamları ışıkların yanmasıyla birlikte teatral bir havaya bürünüyor. Sinema ve müzikallerin yoğun olduğu bu bölge, şehirde bir akşam etkinliği planlamak isteyenler için de harika bir başlangıç noktası.
Madrid’in Sanat Rotası – Altın Üçgen

Madrid’in güzel sanatların kalbi, üç büyük müzenin oluşturduğu bu altın üçgende atıyor:
Prado Müzesi (Museo Nacional del Prado)
Velázquez, Goya, El Greco gibi İspanyol altın çağı ressamlarının en etkileyici ve zengin koleksiyonuna ev sahipliği yapan Prado Müzesi bunların yanı sıra Flaman ustalar Boch, Rubens ve İtalyan rönesansının en önemli sanatçılarına da ev sahipliği yapıyor.
Yaklaşık 8 bin eserlik koleksiyonundan sadece 2 bin kadar eserinin sergilenebildiği müzede sanat tarihine yön vermiş başyapıt sayısı da fazla. Sanat tarihinin en karmaşık, belki de en çok analiz edilen eserlerinden biri olan Velázquez’in Las Meninas’ı ve Bosch’un sürrealizmin öncüsü kabul edilen, fantastik yaratıklar ve sembollerle dolu 3 panelli triptik eseri Dünyevi Zevkler Bahçesi bile sadece başlı başına müzeyi ziyaret etmek için yeterken, Goya koleksiyonu bile sadece bir gün geçirmeye yetiyor.
Sarayın ve aristokrasinin portre sanatçısı olan Goya’nın portreleri haricindeki çarpıcı dönemleri ve eserleri de Prado’nun ihtişamlı salonlarında yer alıyor.
Napolyon’un İspanya’yı işgali sırasında Madrid’deki sivil ayaklanmayı resmeden ve modern savaş resminin öncüsü olan 3 Mayıs 1808 tablosu, ilk defa izleyiciye direkt bakarak herhangi bir alegorik ya da mitolojik bağlam bulundurmayan biri giyinik biri de çıplak resmedilmiş olan Çıplak Maya & Giyinik Maya tabloları ve de meşhur “Kara” dönemine ait Satürn Oğlunu Yerken tablosu bu koleksiyonun başlıca eserlerinden sadece birkaçını oluşturuyor.
Madrid Prado Müzesi’nde Görülmesi Gereken Eserlere göz atın.
Madrid seyahatinizde Prado Müzesi’ni görmek için önceden biletinizi almayı unutmayın!
Reina Sofia Müzesi (Nacional Centro de Arte Reina Sofía)
Şüphesiz ki İspanyol modern sanatı denince akla ilk gelen isim Picasso ve ve en ünlü başyapıtı “Guernica”. İspanya iç savaşı sırasında Nazi Almanyası ve İtalyan faşist güçlerinin Guernica kasabasına düzenlediği bombardımanı anlatan devasa bir tablo savaşın dehşetini, acısını ve insanlık dışı yanını Picasso’nun kübist dili ile resmettiği, tüm zamanların en önemli savaş karşıtı eserlerinden biri olarak tek başına bir salonda sergileniyor.
Daha çok 20. yüzyıl ve çağdaş sanat eserlerini ev sahipliği yapan Reina Sofia odak noktasına ise İspanyol modern sanatını alıyor. Pablo Picasso, Salvador Dali, Joan Miro ve Juan Gris’e ait çok zengin bir koleksiyona ev sahipliği yapan müze aynı zamanda Alexander Calder’in yer aldığı heykel bahçesi ve Francis Bacon’un eserleri ile de dünyaya açılıyor.
Kronolojik bir tur yerine tematik ve tarihsel bir odaklara bölünerek sergilenen eserlerin yanı sıra İspanya iç savaşına veya Franco diktatörlüğüne ait film ve fotoğraf arşivine de ulaşabilirsiniz.
Madrid seyahatinizde Reina Sofía Müzesi’ni gezmeyi planlıyorsanız, yoğunluk yaşamamak için biletinizi önceden almayı ihmal etmeyin!
Thyssen-Bornemisza Müzesi (Museo Nacional Thyssen-Bornemisza)
Ortaçağdan pop-art’a uzanan eklektik bir seçkiye sahip olan bu müzenin en ayırt edici özelliği batı sanat tarihinin hemen hemen her dönemini kapsayan bir özel koleksiyon olması. Thyssen Müzesi, Prado’nun klasik dönem ustaları ve Reina Sofia’nın İspanyol modern sanatının ötesinde, erken İtalyan, Alman Rönesansı, İzlenimcilik ve 20. yüzyıl Amerikan modern sanatının en iyi örneklerini sunuyor.
Kalıcı koleksiyonun yanı sıra dönemsel sergileri de genellikle modern ve çağdaş dönemin en önemli isimlerini sanatseverlerle buluşturuyor.
Madrid seyahatinizde Thyssen-Bornemisza Müzesi’ni gezmeyi planlıyorsanız, biletinizi önceden almayı unutmayın!
Madrid’in Mahalleleri

Madrid’i gezmenin ideal yollarından biri de her gününüzü bir mahalleye ayırarak gezmek. Her mahalle kendine özgü güçlü bir karakter olarak önünüze çıkar ve şehirden beklentinize yönelik olarak iyi bir rota yaratır. Şehirde sıradan bir yürüyüşü bile mini bir keşif turuna dönüştürür.
- Centro: Şehrin kalbi olan, bir çok tarihi simge ve turistik yapıyı barındıran bölge özellikle Madrid’e ilk defa geleceklerin mutlak başlangıç noktası. Puerta del Sol, Gran Via, Palacio, Opera, Mercado San Miguel ve Plaza Mayor bu bölgede yer alıyor.
- La Latina: Geleneksel Madrid ruhunu taşıyan, dar ve labirentimsi sokaklara sahip bölgesi. Özellikle antika mağazaları ve pazar günleri kurulan bit pazarı El Rastro ile meşhur. Geleneksel tapas barları sokağı olan Cava Baja ile bilinir.
- Malasaña: Madrid’in bohem, hipster ve gençlik kültürünün merkezi. Vintage butikler, alternatif barlar, sokak sanatı ve hareketli gece hayatıyla (özellikle 80’lerdeki Movida Madrileña hareketinin merkeziydi) öne çıkar.
- Chueca/ Justica: Şehrin en trend ve canlı mahallelerinden. Aynı zamanda Madrid’in LGBTQ+ merkezi. Butikler, modern tasarım mağazaları, şık restoranları, çağdaş sanat galerileri ile ünlü.
- Lavapiés: Madrid’in en çok kültürlü ve alternatif mahallesi. Farklı etnik restoranlar, sokak sanatı, bağımsız tiyatrolar ve bir miktar “köhne” ama samimi bir havaya sahip. Daha otantik ve geleneksel Madrid’e yakın.
- Chamberi: Turistik kalabalıktan uzak, ancak merkeze yakın konumu ile yerel Madrid yaşamının en merkezi mahallelerinden. Tarihsel olarak İspanyol soyluların ve orta üst sınıfın yaşadığı bir bölge olduğu için klasik aristokratik konutları, geniş cepheli facadeları ve sakinliği ile ön plana çıkar.
- Retiro ve Salamanca: Lüks ve prestijin buluştuğu varlık bölgesi. Sanat üçgeni, ihtişamlı alışveriş caddeleri ve Avrupa mimarisinin en zarif apartmanları, ayrıcalıklı restoranları bu bölgede.
Madrid Alışveriş Rotaları

Madrid’de yürürken yerel halkla turistleri ayırmak zor değil: Madridliler, özenli giyimleriyle hemen fark ediliyor. Hatta genelde bağımsız bir stilin hakim olduğunu ve yaşam şekillerini kendi tarzlarına yansıttıklarını söyleyebilirim.
- Yüksek Moda ve Prestijli Markalar: Salamanca bölgesi Madrid’de lüks alışverişin kalbi. Calle de Serrano’da dünyaca ünlü tüm lüks markalarının mağazalarına ulaşabilirken, paralel sokakları olan Calle de Lagasca ve Claudio Coello’da ise hem yerel hem uluslarası butiklere kolayca ulaşabilirsiniz. Alışverişin ardından aynı bölgede yer alan Jorge Juan sokağındaki şarap barları ve şık restoranlarda mola verebilirsiniz. Ardından yine aynı bölgedeli Ayala, Hermosilla, Ramon de la Cruz sokaklarını gezerek ayakkabı, mücevher, aksesuar mağazalarında vakit geçirebilirsiniz.
- Ana Akım Markalar: Zara, Massimo Dutti, Mango şüphesiz ki dünyada ana akım modaya yön veren en önemli markalardan. Bu İspanyol markaları ve diğer tüm hızlı moda ana akım markaların en kapsamlı mağazaları ve en geniş seçkilerine de Madrid’de Gran Via/ Centro üzerinde yer alıyor. Bu mağazalara şehrin tüm mahallelerinde sıkça rastlayabileceğiniz gibi El Corte Inglés’e gibi kapsamlı alışveriş merkezlerini de her bölgede ulaşabilirsiniz.
- Bohem ve Alternatif seçkiler: Modern İspanyol tasarımcıların butikleri, retro, vintage ve ikinci el mağazalar, tasarım stüdyoları, sıra dışı hediyelikler için ise rotanızı Salamanca’ya ek olarak Malasana ve Chueca mahallelerinde yer alan Calle Fuencarral, Calle del Pez, Calle de Velarde ve Calle de Hortaleza’ya çevirmeniz gerek. Pez, WOW, Maksu, Flabelus, Despacio Concept Store, Tiny Sisters, Ekseption, Hoff, Maria de la Orden gibi butikleri de ziyaret edebilirsiniz.
Madrid’in En İyi Restoranları

Gastronomi sahnesi Madrid’de son derece dinamik. Yıldızlı restoranlardan modern tapas konseptine, geleneksel mutfaklardan dünya lezzetlerine kadar şehir sürekli yenilenen bir lezzet haritası var. Sadece Sadece Madrid şehir merkezi 13 binden fazla kayıtlı gastronomi durağı var!
- Alta Cocina: Madrid’de çok zengin bir fine dining seçkisi yer alır, Michelin yıldızlı restoranları, tadım menüleri, sommelier hizmetleri ve özel atmosferleri ile bu restoranlar için ziyaretinizden uzunca bir zaman öncesinden rezervasyon yapmak şart. DiverXO, Coque, Dstage, Paco Roncero, Smoked Room, CEBO, Yugo the Bunker, Gofio ve Sen Omakase bu seçkilerden bazıları. Michelin rehberi ve Repsol Sol rehberlerini takip ederek daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.
- Geleneksel ve Çağdaş Restoranlar: Madrid’deki restoranların çoğunluğunu bu gruplar oluşturuyor. Oturumlu ve masaya servis yapılan bu restoranlar da kendi içinde geleneksel İspanyol mutfağı (casa taberna) ve çağdaş dünya mutfakları olarak ayrılıyor. Geleneksel mutfağı tatmak isterseniz dünyanın en eski restoranlarından olan Botin’i tercih edebilir veya Casa Lucio, Lhardy ve La Bola’da yer ayırtabilirsiniz. Çağdaş restoranlar konusunda da Madrid hiçbir şekilde sizi hayal kırıklığına uğratmaz. Yaratıcı uzak doğu mutfağından, Güney Amerika’nın zengin seçkisine kadar damak tadınıza uyan ve her çeşit bütçeye hitap eden restoranları bulabilirsiniz. Charrua, Lana, Ten Con Ten, Los 33, China Crown, Bao li, Hotaru, Fismuler, Kuoco, Krudo, Mudra gibi farklı seçkiler bu grupta yer alıyor. Tüm restoranlar her daim dolu olduğu için mutlaka önceden rezervasyon yaptırın.
- Tapas Barlar: Madridlilerin en sık uğrak noktası olan tapas barlara her sokakta rastlamak mümkün. Şehir halkı bu barlarda kısa bir içecek eşliğinde özellikle iş çıkışı sonrası mola verir ve gününe devam eder. İçecek eşliğinde sipariş edilen küçük atıştırmalıklar olan tapaslar veya racionelerin yendiği bu sosyal mekanlarda yemekten çok sosyalleşme ön planda. Tapas barlarının yoğunlukta olduğu Calle de la Cava Baja ya da daha yerel halkın çoğunlukta olduğu Calle del Ponzano’da gezebilir sıra sıra tapas barlara uğrayrak bir Madridliler ile birlikte sosyalleşebilir, şehre karışabilirsiniz. Daha çağdaş bir tapas bar yorumu için Sala de Despiece veya StreetXO’ya uğrayabilirsiniz.
İçinde Madrid’de bulunan Diverxo‘nun da olduğu, Dünyanın En İyi 50 Restoranını keşfedin.
Madrid’in En İyi Otelleri

Madrid’in kültürel zenginliğini konaklama sektöründe de rahatça görebilirsiniz. Tarihi dokuyu modern mimariyle harmanlayan butik otellerden, dünya standartlarında hizmet sunan uluslararası lüks zincirlere kadar çok çeşitli seçenekler var. Şehrin merkezinde yer alan ihtişamlı ve lüks oteller arasında Mandarin Oriental, Rosewood Villa Magna, Four Seasons, Hotel Santa Mauro yer alırken, daha tasarım ve butik seçkiler için Only YOU otelleri, URSO, Totem ve Bless otellerini tercih edebilirsiniz.
Aralarında Madrid’de bulunan The Madrid Edition otelinin de yer aldığı Dünyanın En Renkli Otelleri listesini inceleyin.
Madrid Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Madrid’deki kültürel ve sosyal ritim, ziyaretçiler için değişebilir. Şehrin keyfini tam çıkarabilmeniz için, özellikle yeme-içme ve alışveriş saatlerine dair bilmeniz gereken bazı pratik noktalar:
- Gastronomi saatleri: Madrid’de restoranlar iki ana vardiya sistemiyle çalışır; öğle yemekleri 12:00’de başlar ve 16:00’ya kadar devam eder. Madridlilerin siesta arasına denk gelen bu arada restoranlar çok yoğun ve kalabalık olur. Akşam vardiyası ise 19:30’da başlar ve gece 00:00’a kadar hizmet verir. Bu zaman dilimleri dışında, özellikle akşam 17:00 ile 20:00 arasında ana menü ile hizmet veren bir restoran bulmak zor. Bu süre zarfında genellikle sadece tapas barları veya kafeler açık. Madridliler, Avrupa standartlarının çoğuna göre akşam yemeğine geç başlar. Saat 21:00 civarı akşam yemeği için uygun ve normal bir başlangıç saati kabul ediliyor.
- Alışveriş ve Siesta kültürü: Yerel dükkanlar, genellikle 14:00 ile 16:00 arasında Siesta molası verir. Büyük alışveriş merkezleri ve uluslararası zincir mağazalar gün boyu açık kalırken, küçük ve yerel dükkanlar geleneksel İspanyol ritmine uyar. Planlarınızı yaparken bu aralığı göz önünde bulundurun.


