Rönesans’ın dâhi ismi Leonardo da Vinci’nin hayatı, yarım kalan projeleri, başyapıtları ve hakkında az bilinen detayları keşfedin. Sanat, bilim ve merakla örülü bir yaşam.
Rönesans’ı baştan tanımlayan bir isim varsa Leonardo da Vinci’dir… Ressam, mucit, bilim insanı, mühendis, anatomist… Tüm bu sıfatlar bile onun merakını ve bitmeyen zihnini tam olarak anlatmaya yetmiyor. Bitmeyen eserler, yarım kalan projeler, defterlere sıkışmış icatlar ve hâlâ çözülemeyen gizemlerle dolu bir hayat… Leonardo da Vinci’nin izini sürüyoruz.
Leonardo Da Vinci Kimdir?
İtalyan asıllı Leonardo di ser Piero da Vinci; ressam, mucit, mühendis, mimar, müzisyen ve anatomist olarak anılan çok yönlü bir deha… Rönesans dönemini şekillendiren en etkili isimlerden biri… Sanat tarihinin en çok konuşulan eserlerine imza atan Leonardo’nun başyapıtları arasında, dünyanın en pahalı sanat eserlerinden biri olarak kayıtlara geçen Salvator Mundi, gizemli gülümsemesiyle hafızalara kazınan Mona Lisa, insan bedenine dair oran anlayışını yansıtan Vitruvius Adamı ve dini anlatımıyla öne çıkan Son Akşam Yemeği yer alıyor.
Leonardo Da Vinci’nin Hayatı

15 Nisan 1452’de, İtalya’nın Floransa kenti yakınlarındaki Vinci kasabasında dünyaya gelen Leonardo da Vinci, evlilik dışı doğmuştu. Babası noter Messer Ser Piero da Vinci, annesi ise köylü bir kadın olan Caterina idi. Annesi evlenene kadar Leonardo’ya ilk 5 yılında kendisi baktı; ardından büyükannesi ve büyükbabasıyla yaşamaya başladı. Ancak 1466 yılında ikisinin de kısa aralıklarla hayatını kaybetmesi üzerine, Leonardo babasının yanına döndü.
Dönemin katı sosyal yapısı, evlilik dışı doğmuş olmasını Leonardo için bir dezavantaja dönüştürdü ve üniversite eğitimi almasının önüne geçti. Buna karşın resme olan yeteneği çok erken yaşlarda fark edildi. Babası, çizimlerini dönemin önemli sanatçılarından Andrea del Verrocchio’ya gösterdiğinde, genç Leonardo’nun yeteneği kısa sürede dikkat çekti. Verrocchio, onu atölyesine çırak olarak kabul etti. Bu atölye, Leonardo için resimden heykele, mimariden geometriye, doğa bilimlerinden müziğe uzanan çok disiplinli bir öğrenme alanı oldu.
Leonardo Da Vinci’nin Sanat Anlayışı
Leonardo da Vinci için sanat, doğayı, insan bedenini ve evreni anlamaya yönelik bitmeyen bir sorgulamaydı. Resim yaparken anatomiyle, perspektifle ve ışıkla bilimsel bir titizlikle ilgilendi. Onu çağdaşlarından ayıran en temel özellik, gördüğünü değil, nasıl işlediğini resmetmeye çalışmasıydı. Bu yaklaşım, eserlerine psikolojik bir derinlik de kazandırdı.
Leonardo için bir işi tamamlamak, çoğu zaman onu heyecanlandıran bir şey değildi. Asıl ilgisini çeken süreçti. Bu yüzden birçok büyük projeye tutkuyla başladı, ancak pek azını tamamladı. Yarım kalan işler, sınırsız merakının bir sonucuydu.
Milano Yılları: Sanatçıdan Mühendise
1482 yılında Floransa’dan ayrılarak Milano’ya giden Leonardo da Vinci, Ludovico Sforza’nın hizmetine girdi. Burada ressam, mühendis, mimar ve sahne tasarımcısı olarak çalıştı. Saray eğlenceleri için dekorlar tasarladı, askeri savunma sistemleri üzerine çizimler yaptı, uçan makinelerden kale planlarına kadar uzanan projeler geliştirdi.
Bu dönemin en önemli eserlerinden biri, bugün Paris Louvre Müzesi ve Londra National Gallery koleksiyonlarına bölünmüş halde bulunan Kayalıklar Madonnası oldu. Doğal kaya oluşumları, yumuşak geçişler ve figürler arasındaki gizli bağ, Leonardo’nun sfumato tekniğini ustalıkla kullandığının en güçlü örneklerinden biri olarak kabul edilir.
Milano yılları aynı zamanda Leonardo’nun anatomiye olan ilgisinin derinleştiği bir dönemdi. İnsan vücudunun oranları, kas yapısı ve hareketleri üzerine yaptığı çizimler, bilim tarihi açısından da çığır açıcı nitelikteydi.
Son Akşam Yemeği: Bir Başlangıç ve Bir Fiyasko

1495 yılında Leonardo, Santa Maria delle Grazie Manastırı’nın yemekhanesi için Son Akşam Yemeği’ni resmetmeye başladı. Geleneksel fresk tekniğini reddederek, kuru duvar üzerine yeni bir boya yöntemi denedi. Sanatsal açıdan çarpıcı olan bu tercih, teknik açıdan ciddi bir risk taşıyordu.
Nitekim tablo tamamlandıktan kısa süre sonra bozulmaya başladı. Bugün hâlâ restorasyonlarla ayakta tutulmaya çalışılan eser, bir yandan Leonardo’nun anlatı gücünü ve kompozisyon ustalığını simgelerken, diğer yandan onun en büyük teknik başarısızlığı olarak anılır. Yine de figürlerin psikolojik derinliği ve dramatik anlatımı, bu eseri sanat tarihinin en etkileyici yapıtlarından biri hâline getirmiştir.
Bitmeyen Projeler ve Mükemmeliyetçilik

Leonardo da Vinci’nin kariyeri, yarım kalan projelerle doludur. Atlı Sforza Heykeli, Aziz Hieronymus ve Müneccim Kralların Tapınması gibi pek çok önemli iş, çeşitli nedenlerle tamamlanamadı. Kimi zaman savaşlar, kimi zaman teknik sorunlar, kimi zaman da Leonardo’nun ilgisinin başka alanlara kayması bu yarım kalmışlığın nedeni oldu.
Bu durum, çağdaşları tarafından eleştirilse de bugün Leonardo’nun zihinsel yapısını anlamak için önemli bir anahtar. Onun için üretim, sonuçtan çok araştırmaydı; resim ise, devam eden bir soruydu.
Bir işi tamamlamak Leonardo Da Vinci’yi heyecanlandırmazdı; asıl ilgisini çeken süreçti.
Leonardo Da Vinci, Michelangelo ve Raffaello: Büyük Rekabet
Leonardo da Vinci, 1500’lerin başında Floransa’ya döndüğünde artık yaşayan bir efsaneydi. Bu dönemde yolu, sanat tarihinin diğer iki büyük ismiyle kesişti: Michelangelo Buonarroti ve Raffaello Sanzio. Aynı şehir, aynı dönem, üç farklı deha… Rönesans’ın en yoğun rekabeti de tam bu noktada başladı.
Raffaello, Leonardo’nun Mona Lisa tablosunu hayranlıkla inceledi; hatta bu eseri yakından gözlemleme ve üzerinde çalışma fırsatı da buldu. Leonardo’nun portrelerde yarattığı psikolojik derinlik, Raffaello’nun sonraki dönem çalışmalarında hissedildi. Bu etkileşim, rekabetten çok, sessiz bir ustalık aktarımı gibiydi.
Michelangelo ile ilişki ise daha sertti. İki sanatçı arasında güçlü bir sanatsal gerilim ve açık bir rekabet vardı. Floransa yönetimi, Palazzo Vecchio’nun büyük salonu için kentin tarihini anlatan iki dev duvar resmi sipariş etti. Leonardo’ya Anghiari Savaşı, Michelangelo’ya ise Cascina Savaşı teması verildi. Bu proje, Rönesans tarihine “büyük ustaların düellosu” olarak geçti.
Ancak kaderin ironisi şu: İki büyük eser de tamamlanamadı. Leonardo’nun kullandığı deneysel teknik nedeniyle boya duvara tutunamadı; Michelangelo ise projeyi yarıda bırakarak Roma’ya döndü. Geride kalanlar, sanat tarihinin en büyük “ya şöyle olsaydı” sorularından biri oldu…
Leonardo Da Vinci’nin Anatomik Çizimleri
1506 yılında Milano’ya yeniden dönen Leonardo da Vinci, bu kez kenti yöneten Fransız valisi Charles d’Amboise’in himayesinde çalışmalarını sürdürdü. 1508’de, Kayalıklar Madonnası’nın ikinci versiyonunu tamamladı. Ancak bu dönemle birlikte Leonardo’nun ilgisi giderek resimden uzaklaşıp, insan bedenine ve bilimin sınırlarına yönelmeye başladı.
Leonardo, insan vücudunu neredeyse takıntılı bir titizlikle incelemeye koyuldu. Kas yapıları, iç organlar, iskelet sistemi ve hareket mekanikleri üzerine yaptığı çizimler, bilimsel birer belge niteliği taşıyordu. Sayfalarca tuttuğu notlar ve detaylı eskizler, anatomi bilimine çağının çok ötesinde katkılar sundu. Bugün bu çizimler, modern anatominin en erken ve en kapsamlı görsel kaynakları arasında kabul edilir.

Bu yıllarda, henüz 15 yaşındaki Kont Francesco Melzi, Leonardo’nun atölyesine katıldı. Melzi zamanla onun en yakın öğrencisi, dostu ve entelektüel mirasını geleceğe taşıyan kişi hâline geldi.
1511 yılında Charles d’Amboise’in ölümüyle Leonardo siyasi koruyucusunu kaybetti. Fransızların 1512’de Milano’dan çekilmesinin ardından, Papa X. Leo’nun kardeşi Giuliano de’ Medici’nin davetiyle Roma’ya geçti. Vatikan Sarayı’nda çeşitli projelerde yer alsa da bu dönem, Leonardo için sınırlamalarla dolu bir süreçti.
Roma yıllarında, kadavralar üzerinde çalışma yapması Papa tarafından yasaklandı. Buna rağmen Leonardo, anatomi ve fizyolojiye olan ilgisinden vazgeçmedi. Bu dönemde tamamladığı ve günümüze ulaşan tek tablo, mistik atmosferiyle dikkat çeken “Vaftizci Yahya” oldu.
1516 yılında Giuliano de’ Medici’nin ölümüyle birlikte, Fransa Kralı I. François, Leonardo’yu saray ressamı olarak Fransa’ya davet etti. Leonardo, sadık öğrencileri Francesco Melzi ve Salai ile birlikte Amboise’daki Cloux Şatosu’na yerleşti. Kendisi için özel olarak hazırlanan bu konakta, hayatının son yıllarını geçirdi.
Sanattan uzaklaşmış gibi görünse de Leonardo’nun zihni durmak bilmiyordu. Defterlerine notlar almaya devam ediyor; doğa, su mühendisliği ve mimari üzerine fikirler geliştiriyordu. Fiziksel gücü azalmış, elini eskisi kadar rahat kullanamaz hâle gelmişti. Bu nedenle bazı çizimlerini Melzi’ye tarif ederek yaptırıyor, düşüncelerini onun aracılığıyla kâğıda döküyordu.
Leonardo Da Vinci’nin En Önemli Eserleri
Mona Lisa: Hayat Boyu Yanından Ayırmadığı Tablo

1503 yılında Floransa’da yapılan Mona Lisa, Leonardo da Vinci’nin en bilinen ve en gizemli eseri. Tüccar Francesco del Giocondo’nun isteği üzerine, eşi Lisa Gherardini’nin portresi olarak tasarlanan tablo, zamanla bir siparişin çok ötesine geçti. Leonardo, bu eseri hiçbir zaman teslim etmedi; nereye giderse gitsin yanında taşıdı ve yıllarca üzerinde çalışmayı sürdürdü.
Mona Lisa’yı benzersiz kılan, Leonardo’nun uyguladığı sfumato tekniğiyle yarattığı yumuşak geçişler ve izleyiciyle kurduğu psikolojik bağ. Bakışları sabitlenemeyen bu figür, sanat tarihinde kesin bir yoruma kavuşmayan ender portrelerden biri. Bu gizem, Mona Lisa’yı yüzyıllardır süren bir merak nesnesi yapıyor.
İsa’nın Vaftizi

1472 yılında, henüz yirmili yaşlarının başındayken Floransalı Ressamlar ve Heykeltıraşlar Loncası’na kabul edilen Leonardo da Vinci, hâlâ ustası Andrea del Verrocchio’nun atölyesinde çalışıyordu. Aynı yıl Verrocchio’ya verilen “İsa’nın Vaftizi” tablosunda, Leonardo’ya melek figürlerinden birini resmetme görevi verildi. Leonardo’nun fırça darbeleri öylesine etkileyiciydi ki, bazı kaynaklara göre Verrocchio bu çalışmadan sonra bir daha resim yapmamaya karar verdi.
Meryem’e Müjde
Bu dönem, Leonardo’nun doğaya ve gözleme olan ilgisinin de belirginleştiği yıllardı. 1473 tarihli “Arno Manzarası”, onun günümüze ulaşan ilk bilinen desen çalışması olarak kabul edilir. İki yıl sonra yaptığı “Meryem’e Müjde”, kompozisyon gücünü ve perspektif anlayışını ortaya koyarak Leonardo’nun sanat çevrelerindeki yerini sağlamlaştırdı.

1478 yılında Floransa’daki San Bernardo Şapeli için bir altar panosu siparişi alan Leonardo, ilk bağımsız ve önemli işine imza atmaya hazırlanıyordu. Ancak bu eser hiçbir zaman tamamlanamadı. Tıpkı “Aziz Hieronymus” (1480) ve “Müneccim Kralların Tapınması” (1481) gibi… Leonardo’nun bu yıllarda birçok büyük projeye başlaması fakat çoğunu yarım bırakması, onun mükemmeliyetçiliğinin ve sınırsız merakının en erken göstergeleri olarak yorumlanır.
Salvator Mundi

2005 yılında yeniden keşfedilen Salvator Mundi, kısa sürede sanat tarihinin en tartışmalı ve en pahalı eserlerinden biri hâline geldi. İsa’nın “dünyanın kurtarıcısı” olarak betimlendiği tablo, 15. yüzyıla tarihleniyor ve Fransız Kralı XII. Louis ile eşi Bretonlu Anne için yapılmış olabileceği düşünülüyor. Eser, 2017 yılında Christie’s’te düzenlenen açık artırmada 450,3 milyon dolara satılarak tarihin en yüksek bedelle el değiştiren sanat eserlerinden biri oldu.
Salvator Mundi’yi bu kadar özel kılan unsurlardan biri, Mona Lisa ile sıkça karşılaştırılan yüz ifadesi ve boyama tekniği. Sanat tarihçisi Martin Kemp’e göre, eserde kullanılan son derece yumuşak geçişler ve yüzeyde neredeyse fark edilmeyen fırça izleri, Leonardo’nun 1500’lerden sonraki karakteristik üslubunu yansıtıyor. Kemp, Leonardo’nun eserlerinde izleyiciye hiçbir zaman kesin cevaplar vermediğini; bunun yerine psikolojik bir hareket ve kalıcı bir gizem duygusu yarattığını vurguluyor. Tıpkı Mona Lisa’da olduğu gibi, Salvator Mundi de bu belirsizlik sayesinde yüzyıllardır tartışılmaya devam ediyor.
Son Akşam Yemeği

Son Akşam Yemeği, 15. yüzyılın sonlarında Milano Dükü Ludovico Sforza’nın isteği üzerine, Santa Maria delle Grazie Manastırı’nın yemekhanesi için yapıldı. Yaklaşık 4,5 × 8,8 metre ölçülerindeki bu anıtsal duvar resmi, Hz. İsa’nın yakalanıp çarmıha gerilmeden hemen önce havarileriyle paylaştığı son yemeği konu alır.
Leonardo da Vinci bu eserinde geleneksel fresk tekniğini bilinçli olarak reddetti. Bunun yerine kuru duvar üzerine tempera ve yağ bazlı boyalarla deneysel bir yöntem denedi. Sanatsal açıdan son derece çarpıcı olan bu tercih, figürlerin yüz ifadelerinde ve kompozisyonda eşsiz bir psikolojik derinlik yarattı. Ancak kullanılan teknik, eserin zamana karşı direnç göstermesini engelledi.
Tablo, tamamlanmasından kısa süre sonra bozulmaya başladı ve yüzyıllar boyunca sayısız restorasyona ihtiyaç duydu. Bugün hâlâ korunmaya çalışılan Son Akşam Yemeği, bir yandan Leonardo’nun anlatı gücünün zirvesi olarak kabul edilirken, diğer yandan onun en büyük teknik başarısızlığı olarak anılır. Bu ikilik, eseri sanat tarihinin en tartışmalı ve en etkileyici yapıtlarından biri hâline getirir.
Kayalıklar Bakiresi (Kayalıklar Madonnası)

Leonardo da Vinci’nin iki kez tasvir ettiği Kayalıklar Bakiresi, Kutsal Bakire Meryem’i merkezine alan en şiirsel eserlerinden. İlk versiyon, renklerin ve figürlerin birbirine yumuşak geçişlerle bağlandığı sfumato tekniğiyle, Leonardo’nun elinden çıkmış bir başyapıt olarak kabul edilir. Doğal kaya oluşumlarıyla çevrili kompozisyon, figürler arasında görünmez bir bağ kurarak esere mistik bir derinlik kazandırır.
İkinci versiyonda ise çizgiler daha belirgin, figürler daha net hatlarla resmedilmiştir. Bu farklılık, eserin büyük ölçüde Leonardo’nun atölyesindeki çıraklar tarafından tamamlandığına işaret eder. İki versiyon arasındaki bu üslup farkı, sanat tarihçileri için Leonardo’nun doğrudan müdahalesini ayırt edebilmenin nadir örneklerinden biri olarak görülür.
Kayalıklar Bakiresi’nin ilk versiyonu bugün Paris’teki Louvre Müzesi’nde, ikinci versiyonu ise Londra’daki Ulusal Galeri’de sergileniyor.
Vitruvius Adamı

Yaklaşık 1492 yılında yapıldığı düşünülen Vitruvius Adamı, Leonardo da Vinci’nin defterleri arasında yer alan notlarla birlikte günümüze ulaştı. Eskizin yanında sıkça “insanın oranları” ve “oranların kanunu” gibi ifadelerin yer alması, bu çizimin bilimsel bir araştırmanın parçası olduğunu gösterir.
Leonardo, bu eserinde Antik Roma mimarı Vitruvius Pollio’nun De Architectura adlı eserinde tanımladığı insan vücudu oranlarından ilham aldı. Kare ve daire içine yerleştirilen figür, insan bedeninin doğayla ve matematikle kurduğu kusursuz dengeyi simgeler. Bu nedenle eser, sıklıkla “Altın Oran” kavramıyla birlikte anılır.
Vitruvius Adamı, Leonardo’nun sanat ile bilimi tek bir çizgide buluşturabildiğinin en çarpıcı kanıtlarından biri. Günümüzde Venedik’teki Gallerie dell’Accademia’da sergileniyor.
Kakımlı Kadın

Leonardo da Vinci’nin resmettiği dört kadın portresinden biri olan Kakımlı Kadın, 1489–1490 yılları arasında yapıldı. Eserde tasvir edilen kişi, Milano Dükü Ludovico Sforza’nın çevresinde yer alan genç bir soylu kadın olan Cecilia Gallerani. Henüz 16 yaşında olmasına rağmen, portredeki duruşu ve bakışı dikkat çekici bir özgüven ve zarafet yansıtır.
Leonardo bu eserde contrapposto duruşunu kullanır; figürün gövdesi izleyiciye göre sola, başı ise sağa dönüktür. Bu hareket, portreye canlılık kazandırırken, Leonardo’nun figürlere psikolojik bir derinlik de katabildiğini gösterir. Kakım hayvanı ise saflık, zarafet ve soyluluk gibi sembolik anlamlar taşır.
Kakımlı Kadın, Leonardo’nun portre sanatında ulaştığı inceliğin ve anlatım gücünün en zarif örneklerinden biri. Eser günümüzde Polonya’nın Krakow kentindeki Czartoryski Müzesi’nde sergileniyor.
Leonardo Da Vinci Nasıl Öldü?
Leonardo da Vinci, geçirdiği felç nedeniyle bedeninin bir kısmını kullanmakta zorlanmaya başlasa da üretmekten vazgeçmedi. Fırçayı eskisi gibi kullanamıyor olsa da çizim yapmaya, defterlerine notlar almaya devam etti. Bu dönemde resim çalışmalarının büyük bölümünü öğrencisi ve en yakın dostlarından biri olan Francesco Melzi yürütüyordu. Leonardo ise tufan temalı, gerçeküstü desenler ve karanlık vizyonlar üzerinde çalışarak düşüncelerini kâğıda dökmeyi sürdürdü.
1518 yılında geçirdiği felç sonrası yatağa bağımlı hâle gelen Leonardo da Vinci, 2 Mayıs 1519’da, 67 yaşında Fransa’daki Cloux Şatosu’nda hayatını kaybetti. Sanatçı, buradaki St. Florentin Manastırı’nın kilisesine defnedildi.
Leonardo da Vinci, ardında yüzyıllar boyunca sorulmaya devam edecek sorular bırakarak hayata veda etti.
Leonardo Da Vinci Hakkında Bilinmeyenler
Leonardo da Vinci’nin solak olması, düşünme biçimini de etkiledi. Defterlerinin büyük bölümünü sağdan sola, ayna yazısıyla kaleme almasının nedeni mürekkebin eline bulaşmasını önlemekti. Yine de bu alışkanlık, notlarını yüzyıllarca çözülemeyen şifreler hâline getirdi.
Sipariş aldığı birçok işi teslim etmemesi, dönemin sanat çevrelerinde güvenilmez olarak görülmesine neden oldu. Ancak Leonardo için sorun, bitmek bilmeyen meraktı. Bir eseri tamamladığında ilgisini kaybediyor, zihni başka bir sorunun peşine düşüyordu.
Anatomi çalışmalarını sürdürdüğü dönemde kadavra incelemek kilise tarafından yasaklanmıştı. Buna rağmen Leonardo, geceleri gizlice çalışmalarını sürdürdü. Kas yapıları, iç organlar ve iskelet sistemine dair çizimleri, modern anatominin temel taşları arasında kabul edilir.
Leonardo’nun en bilinen eserlerinden bazılarını hayatı boyunca yanında taşıdığı bilinir. Mona Lisa, onun için sürekli üzerinde çalıştığı kişisel bir deney alanıydı. Bu nedenle tabloyu hiçbir zaman teslim etmedi.
Ölümünün ardından yüzlerce defteri farklı ellere dağıldı. Eğer bu notlar bir arada kalabilseydi, Leonardo da Vinci bilim tarihinin de en büyük isimlerinden biri olarak çok daha erken kabul edilebilirdi.
Kapak Görseli: iStock


